Fotoğraftan Al Haberi…

Geçen hafta sonu World Press Photo 2011 sergisini görmeye Amsterdam’daki Eski Kilise’ye (Oude Kerk) gittik. 14.yüzyılın başlarında Amsterdam’ın baş azizlerinden Aziz Nikolas anısına yaptırılan bu kilisenin kendine has mistik bir ambiyansı var.
Bu ambiyans eşliğinde dünyanın dört bir yanından gelen, haber niteliği taşıyan ödüllü fotoğrafları izlemek gerçekten çok etkileyici. Dünyanın birçok yerindeki politik çalkantıları, isyanları, doğa felaketlerini görselleştiren bu fotoğraflar, insanda buruk bir duygu uyandırmıyor değil.. Ancak bu sayede geçtiğimiz sene dünyada nerde neler olup bitmiş, farkında olduğumuz önemli olaylar nelerdi hem onları tekrar gözden geçirmiş oluyoruz hem de farkında olmadıklarımız hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Fotoğrafların da bütün bu olayları en çarpıcı şekilde gözler önüne sermesi de cabası..
Peki bu fotoğrafları çekenler kimler, ve ödül alan fotoğrafları kim seçiyor derseniz.. World Press Photo 1955 yılında Hollanda’da kurulan bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş. Asıl amacı profesyonel haber fotoğrafçılarının çalışmalarını desteklemek ve teşvik etmek olan bu kuruluş, zamanla haber fotoğrafçılığı ve özgür bilgi alışverişi için bağımsız bir platform haline gelmiş. Bu amaç doğrultusunda da her sene dünyanın en büyük ve en prestijli haber fotoğrafçılığı yarışmasını düzenliyor. Yarışmaya binlerce fotoğrafçı çektikleri fotoğraflarla katılıyor. Fotoğraflar dünyanın dört bir yanından gelen bu alanda uzmanlaşmış bağımsız bir jüri tarafından değerlendiriliyor ve ödüller sahiplerine dağıtılıyor. Ödül kazanan fotoğraflar da Amsterdam/Hollanda başta olmak üzere yaklaşık 45 ülkede sergileniyor ve her sene ortalama 2,5 milyon insan tarafından ziyaret ediliyor.
Bu sene 54üncüsü düzenlenen yarışmanın en çarpıcı olan fotoğrafı, hiç kuşkusuz 2010 Yılının World Press Photo ödülü ve Tek Portre Kategorisi birinciliği almış olan, bir Afgan kızın portre fotoğrafı..
 Geçtiğimiz sene Ağustos ayında Time dergisine de kapak olan bu fotoğraftaki Afgan kızı, 18 yaşındaki Bibi Aisha.. Daha 12 yaşında bir anlaşmazlığın çözümü esnasında, küçük kız kardeşi ile beraber bir Taliban savaşçısının ailesine verilen Aisha, ergenlik çağında geldiğinde o savaşçıyla evlenmiş. Ancak senelerce kayınlarından şiddet görmesi sebebiyle bir gün baba evine kaçan Aisha’nın kocası eve gidip kızın cezalandırılması için kendisine verilmesini istemiş ve dağda açıklık bir alanda bir Taliban kumandanının emriyle kızın önce kulaklarını sonra da burnunu kesmişler. Yöresel anlayışa göre karısı tarafından toplum önünde utandırılan adam, burnunu kaybetmiş sayılırmış ve intikamını da bu şekilde alırmış. Kanlar içersindeki Aisha oracıkta terk edilmiş ancak daha sonra Afgan Kadınlar için Çalışan Kadınlar (Women for Afghan Women) adlı bir yardım kuruluşu tarafından bir barınağa götürülmüş. Burada tedavi edilen ve psikolojik yardım alan Aisha, daha ameliyat olmak için Amerika’ya gönderilmiş. Amerika’da yapılan estetik ameliyat sayesinde protez bir burna kavuşan Aisha, halen travma-sonrası stres hastalığı (post-traumatic stress disorder)  ile mücadele ediyor ve rehabilitasyona devam ediyor.
Bibi Aisha’nın portre fotoğrafını ve 2010 Yılına ait ödüllü diğer fotoğrafları görmek isterseniz, sergiyi 22 Nisan – 19 Haziran tarihleri arasında Amsterdam, Eski Kilise’de ziyaret edilebilirsiniz. Eğer Türkiye’deyseniz üzülmeyin, sergi İstanbul’a da gelecek ;) Forum İstanbul Alışveriş Merkezi’nde gösterilecek olan sergiyi 7-29 Eylül 2011 tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz, şimdiden ajandanıza not edin derim :)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

World Press Photo ile ilgili ayrıntılı bilgi için www.worldpressphoto.org
NoT: ‘İstanbul’da yaşıyorum ama Eylül’e kadar daha çok zaman var, bense fotoğrafları çok merak ettim’ derseniz, ödül almış fotoğrafları ve ayrıntılı açıklamalarını web sitesinde de bulabilirsiniz, benden söylemesi ;)
Habersiz ve fotoğrafsız kalmayın..
S.
Reklamlar

Amsterdam’da Ziyafetin Diğer Adı: Fotoğraflarla Köşebaşı

Yurtdışında yaşamaya başlayınca insan en çok kendi mutfağının yemeklerini özlüyor. Biz elimizden geldiğince özlediğimiz yemekleri evde yapmaya çalışıyoruz ama arada sırada insan bir restorana gidip mezelerle masayı donatmak ve sevdikleriyle keyfince yemek yemek istiyor.
Amsterdam’da yaşayan birçok Türk gibi biz de özlediğimiz Türk yemeklerini, mezeleri ve et yemeklerini yiyebileceğimiz bir restoran aradık durduk. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen Türk restoranlarına geçtiğimiz haftalarda bizi çok heyecanlandıran yeni bir tanesi eklendi: Köşebaşı. Türkiye’nin en sevilen restoranlarından olan Köşebaşı; Atina, San Paolo, Bahreyn ve Dubai’den sonra restoran zincirine böylece Amsterdam’ı da eklemiş oldu.
Köşebaşı’nın açılmasının ‘Amsterdam’da ziyafetin diğer adı’ olmasının dışında benim için ayrı bir önemi daha var. Restoranın ortakları Köşebaşı’nın hem iç mekan hem de açılış partisinin fotoğraflarını çekecek bir fotoğrafçı ararlarken sevgili eşimin teklifiyle bu görevi bana ve Hakan’a verdiler. Biz de açılış gününde bu görevi yerine getirmek üzere yerimizi aldık.
Köşebaşı Amsterdam’ın ortakları, yemeklerin Türkiye’dekilerle aynı lezzette olması için Köşebaşı Türkiye’den iki kıdemli şefi Amsterdam’a getirmişler. Biri Türkiye’deki Köşebaşı lokantalarının baş aşçısı Sezai Çelikbaş, kendisi bir aylığına geldiği Amsterdam’dan Köşebaşı’nın açılışından sonra ayrılarak Türkiye’ye geri dönecek.. Diğeri ise 9 yıldır Köşebaşı’nda aşçılık yapan usta şef Orhan Demir. O ise Amsterdam’da devamlı şef olarak kalacak ve enfes yemekler yapmaya devam edecek.. Açılışa gelen misafirler, işte bu iki kıdemli şefin elinden Hollanda bayraklı kürdanlara geçirilmiş leziz et yemeklerini yiyerek unutulmaz bir ziyafet çektiler. Tabii biz de bir yandan fotoğraf çekip diğer yandan o güzelim etleri höpürdettik ;)
Köşebaşı’nın yemekleriyle ilgili daha sonra ayrıca bir yazı yazacağız ama merak edenler için özellikle Şaşlık ve Tarsusi kebabına bayıldığımızı belirteyim. Bu yazının konusu sebebiyle şimdilik sizi restoranın iç mekân ve açılış fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum :)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Açılış fotoğraflarının devamı :

Kosebasi Acilis Fotograflari 1 ve Kosebasi Acilis Fotograflari 2

Köşebaşı Adres: Amsteldijk 25, 1074 HS, Amsterdam 
Rezervasyon Tel: 020 – 662 77 77
http://www.kosebasi.com
Not: Köşebaşı Amsterdam’ın ortaklarına mekan ve açılış fotoğraflarını çekme görevini bize verdikleri için teşekkür ediyorum.
S.

Çok Tatlı Budapeşte Anıları

 Geçtiğimiz hafta sonu Seda ile kısa bir Budapeşte gezisi yaptık. Şehir iyi, güzel, tarihle dolu vesaire de aklımda geriye kalan en önemli şeyler tabii ki eski kafeleri ve enfes pastaları oldu!
Şehir 150 yıl Osmanlı toprağıymış ama o günlerden geriye birkaç hamam dışında pek bir şey kalmamış. O kadar savaşlı bir tarihi var ki şehir defalarca yıkılıp baştan yapılmış. En ihtişamlı günlerini Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yaşamış, bugünkü tarihi dokusu da 19. Yüzyılı hissettiriyor.
Şimdi gelelim asıl konumuza.. Gitmeden önce araştırdık ettik. Okuduğumuz birçok yazıda, yazarların “gidip de o pastaları yemeden dönerseniz size yazıklar olsun” demek istediğini hissettik, başladık kendimize güzel bir kafe aramaya.
Şehirde çok hoş bir kafe kültürü var. Zamanında özellikle sanatçı takımının takıldığı yerlermiş. Birçok kafe, müdavimi olan sanatçılara şiirlerini yazmaları için ücretsiz kâğıt ve mürekkep verirmiş ve hatta onlara özel, uygun fiyatlı sanatçı menüleri olurmuş. Bunun haricinde şehirde bir dedikodu mu var buralarda yayılırmış; âşıklar ilk buluşmalarını buralarda yaşar, niyetlerini burada beyan eder, gösteriş yapmak isteyenler en şıkıdım kıyafetlerini giyinip buralarda gezinirlermiş. Daha sonra gelen savaşlar ve yıkım ve son olarak da demir perde yılları bu kültürü sekteye uğratmış, yıkılmışlar, yasaklanmışlar…
Neyse ki son 20-30 yılda tekrar eski ihtişamlarına kavuşmuşlar, yüzyıllar boyu süregelen lezzetlerinden ise nerdeyse hiçbir şey kaybetmemişler.. Ben hep derim ki gördüğün, gezdiğin sana kalsın yediklerini anlat :) İşte bunlar da bizim yediklerimiz:
Gerbaud Kavehaz / Vörösmarty Ter 7-8 /www.gerbaud.hu
Kitchen Crashers notu: 6 (Keyifli)

1858’de kurulmuş, şehrin en önemli meydanlarından birinde koskocaman bir yeri var, içerisi çok gösterişli, kumaş duvar kağıtları eski çağlara alıp götürüyor insanı. Pastalar çok güzel, servis de hızlı. Aşırı turistik olması ve yüksek fiyatları dezavantajları, etrafımızdaki yüzlerce turist ortamın büyüsünü biraz kaçırdı, ama yine de keyif aldık; belli bir kaliteyi korumayı başarmışlar.
Neler Yedik:
Tiramisu Kehely (Sundae) HUF 2450 Muzlu, Tiramisulu kahveli ve sade dondurma. (7- Leziz)

Narancos Karamell Szelet HUF 1750 Karamelli, portakallı pasta, portakallı dondurma, macaron, portakal ve çikolata sosu. (7 – Leziz)

Szelet Gerbaud HUF 950, bu güya kafenin meşhur dilim keki, cevizli ve kayısı reçelli. Benimki bayat geldi, özelliksizdi. (4 – Fuzuli)

Central Kavehaz / Iranyi Utca 26 /www.centralkavehaz.hu
Kitchen Crashers notu: 7 (Leziz)

 

Burası Budapeşte’nin bir diğer klasiği. Ortam çok daha samimi ve şehrin ruhunu yaşatıyor. 1800lerin sonunda kurulduğunda burası Budapeşte’nin en önemli edebi buluşma noktası olmuş. Birçok yazar yazılarıyla da Central Kavehaz’ı ölümsüzleştirmişler. Bugünkü yenilenmiş haliyle mekana da pastalarına da bayıldık. Fiyatları da çok daha uygun.

 

Neler Yedik:
Egzoticus HUF 690 Mangolu, Papayalı, Kremalı Pasta 7 – Leziz

Pogacsa HUF 190, Bildiğimiz sade poğaça. Güzeldi. 6 – Keyifli
Macarons HUF 250 Çeşit çeşit macaronlarını denedik hepsi birbirinden lezizdi. 7
Full of Chocolate HUF 820 Çikolata bombası! Acayip bir şey, eriyor ağızda. 8 – Lokum
Sonuç olarak böyle tatlı bir hafta sonuydu işte. Umarım yeni notlandırma sistemimizi de beğenirsiniz hehe :) 
Tamamen kişisel olan değerlendirme skalamızda yiyecekleri 10 üzerinden şöyle değerlendiriyoruz:
1 – leş, 2- çöp, 3- kelek. 4 – fuzuli. 5 – yenir, 6 – keyifli, 7 – leziz, 8 – lokum,  9 – enfes, ve 10 – efsane :)))