Amsterdam Yeme İçme Rehberi

Son güncelleme: 28 Ocak 2017
Geçen gün düşündüm de, Amsterdam’da yaşamaya başlayalı 3-5 sene oldu ama blogumuzda bir tane bile Amsterdam yazısı yok.. Amerika macerasına kısa bir ara verip bu güzel bahar aylarında Amsterdam’a gelecekler için bir yazı yazalım dedik :)
Şimdi kalkıp Amsterdam’ın tarihinden girip müzelerinden ve görülecek yerlerinden çıkmaya kalksak bu yazı çok uzayacak. Eğer aradiginiz oyle bir post’sa sizi sevgili Gokce ve Fatih’in blog yazisina gonderelim, harika tüyolar bulabilirsiniz.. Biz en iyisi blogumuzun da başlıca iki konusundan biri olan yemek temalı bir yazı yazalım, hem de Amsterdam’a yolu düşenlere faydamız dokunsun :)
Bizim Amsterdam’a yolu düşen dostlarımızla paylaştığımız bir mekan listemiz var. Ara sıra listemizi güncelliyoruz, keşfettiğimiz yeni mekanları ekliyoruz. Yalnız şunu baştan belirtmekte fayda var. Bizim listemizde “seçkin” Hollanda mutfağını tadabileceğiniz mekanlar yok. Sebebi de zaten çok kısıtlı bir mutfak olan Hollanda mutfağını pek tercih etmiyor olmamız.. O yüzden Hollanda yemekleri tadacağınız mekanlar arıyorsanız, boşuna vakit kaybetmeyin, hemen google amcaya geri dönün :) Biz genelde Italyan, İspanyol, Meksika, Belçika, Japon yemeklerini ve lezzetli kırmızı et yiyebileceğimiz mekanları tercih ediyoruz. Tabii mutlaka daha denemediğimiz ama yemekleri muhteşem yerler vardır, ama biz bildiğimiz, dostlarımızı gönül rahatlığıyla yönlendirdiğimiz mekanları sizlerle de paylaşmak isteriz. Eğer cocuklu bir aileyseniz, son yazımıza da bekleriz (Cocuklu Aileler icin Amsterdam Rehberi).
Google Maps uzerinde bahsettiğimiz yerleri işaretledik, umarız işinize yarar:
Öncelikle otel kahvaltısını beğenmediyseniz ve güzel bir kahvaltı yapmak istiyorsanız gidilebilecek yerlerden bazıları şöyle:
Lunchcafe Single 404 – Özellikle haftasonu erken saatte gitmekte fayda var, rezervasyon almıyorlar. Sandviçleri çok lezzetli.. (Singel 404)
Dignita – Kahvalti, brunch ve ogle yemegi sunan bu cafede menudeki tum secenekler cok lezzetli. Iceriklerinin yerel mahsullerden ve de serbest dolasan tavuklarin yumurtalarindan olusmasi da cabasi. Iki farkli lokasyonda hizmet veriyor, haftasonlari rezervasyon alinmiyor. Sira beklememek icin erken gitmekte fayda var. (Koninginneweg 218h Vondelpark ve Nieuwe Herengracht 18a Hoftuin)
Sandwichshop Vennington – Ufak, yol üstü bir mekan. Hava güzelken dışarda oturmak keyifli, sandvicleri taze ve lezzetli. Rezervasyon alınmıyor.. (Prinsenstraat 2)
Vinnies – Haarlemmerstraat’da (Dam meydanina yakin) seker bir cafe. Menusu oldukca zengin.. Kahvalti, kek, sandvic, salata ve corbalarda organik urunler kullaniliyor.
Greenwoods – İngiliz kahvaltısı sevenlere şiddetle tavsiye edilir (Keizergracht 465)
De Ysbreeker – Amstel nehri kenarında, geniş iç mekanı ve büyük bir terası olan, taze sandviçler ve enfes tatlılar yiyebileceğiniz bir mekan.. (Weesperzijde 23)
DSC_0017
Cafeler:
Gün ortasında gidilebilecek birkaç cafe seçeneği..
Cafe de Jaren – Kanal kenarında hoş bir terası olan mekan.. Güzel havalarda terasta yer bulmak zor olur ama hemen pes etmeyin, manzara beklemeye değer (Nieuwe Doelenstraat 20)
Jordaan’da çok iyi Hollanda usulü elmalı tart (apple pie) yapan mekan: Winkel 43  (Noordermarkt 43)
Öğlenden sonra canınız pizza mı çekti? Güzel havada kanal kenarında küçük bir banka oturup muhteşem bir pizza yemenin zevki bir başka olur. Jordaan’daki Da Portare Via sizin için doğru adres…
Yoksa canınız hamburger mi çekti? O zaman Amsterdam’ın bize göre en iyi hamburgecisi olmaya aday Lombardo’s u denemeden geçmeyin. Lombardo’s müzeler meydanına çok yakın.. İçerde oturulacak yeri yok ama kapısının önündeki bankta hamburgerinizi afiyetle yiyebilirsiniz..
Hem öğlen yemeği hem de akşam yemeği için uygun harika bir piliç çevirmeci olan Bierfabriek‘i de şiddetle tavsiye ediyoruz. Burada kendi üretimleri olan biraları eşliğinde cok lezzetli bir yemek yiyeceğinizi garanti ediyoruz.. Yerde fıstık konsepti de hoşunuza gidebilir. İçeri girdiğinizde daracık bir girişle karşılacaksınız ancak pes etmeyın be arka tarafa doğru devam edin.. Arkadakı masalar ve alan oldukça geniş ve hatta çocuklu aileler için de ideal..
Eğer Amsterdam’da vaktiniz bolsa, biraz şehirden uzaklaşmak ve Amsterdamlıların gittiği bir mekana takılmak isterseniz Noorderlicht tam size göre (NSDM Straat 102). Merkez tren istasyonundan ücretsiz feribotla 15 dakikalık bir yolculukla karşıya geçip, hangarların arasından kısa bir yürüyüşle buraya ulaşabilirsiniz. Özellikle güneşli ve sıcak havalarda çok keyifli vakit geçirebilirsiniz.
Açık hava pazarları:
Amsterdam’da hem taze sebze ve meyveler, atıştırmalıklar bulabileceğiniz, hem de açık havada alışveriş yapabileceğiniz pazarlar var. Bunların en önemlileri şöyle:
En meşhuru Albert Cuyp Pazarı – Albert Cuypstraat (De Pijp) Organik pazar – Noordermarkt (Jordaan, Noorderkerk yanında) Bit pazarı – Waterlooplein (Stadhuis-Muziektheater kompleksine yakın) Çiçek pazarı – Bloemenmarkt (Singel, Koningsplein ile Muntplein arasinda)
Pazarlar hakkında daha detaylı bilgi ve kuruldukları günler icin buraya tıklayın..
Restoranlar: 
Peki akşam yemek için nereye gitmek istersiniz? Eğer bizim gibi salaş yerlerden hoşlanıyorsanız, size sunabileceğimiz seçenekler şunlar:
De Zotte (Raamstraat 29) – Belçika mekanı. Saat 4te aciliyor. Envai çesit Belçika birası ve güzel yemekleri var.. Genelde akşamlari kalabalık oluyor, erken gitmekte ya da rezervasyon yapmakta fayda var.
Cafe Klos (Kerkstraat 41-43) – Acayip güzel kuzu kolu (lamb shoulder) yapıyorlar, uzun uzun pişiyor, yumuşacık oluyor et.. Rezervasyon yapılmıyor.
Japan Inn (Leidsekruisstraat 4) – Çok iyi suşi yapiyorlar, ızgaraları da harika.. Rezervasyon yapılabiliyor.
Los Pilones (bir Kerkstraat 63, bir de Jordaan’da var) – Enfes Meksika yemekleri, ve margaritaları var. Jordaan’dakinde rezervasyon yapılabiliyor.
Pata Negra – Onlarca İspanyol mezesini (tapas) bir arada bulabileceğiniz bir mekan..
Coco’s Mine (Thorbeckeplein 8) – Avustralya mekanı. Büyük porsiyonlar, fast food tarzında hamburgerler ve snackler. Kanguru eti hiç denemediyseniz işte size fırsat..
Biraz da diğer restoranlardan bahsedelim:
Momo  (Hobbemastraat 1) – Eğer salaş mekanları değil daha trendy yerleri tercih ederim derseniz.. Hele ki füzyon Asya mutfagi severseniz Momo tam size göre. Yerlilerin de popüler mekanı.. Rezervasyon yapılabiliyor.
Castell (Lijnbaangracht 252 – 254) – Eğer iyi kırmızı et yemek isterseniz Castell’i tavsiye ederiz.. Brezilya usulü yumuşacık ve lezzetli biftek yemek için doğru adres..Rezervasyon gerekebilir.
İtalyan yemeği tercih ederseniz, Pasta e Basta‘da canlı müzik eşliğinde sürprizli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz :) Eşinizle ve sevdiklerinizle özel bir yemek planlıyorsanız emin olun burası ilk tercihlerinizden biri olmak için güçlü bir aday.. Rezervasyon yapmakta fayda var. (Nieuwe Spiegelstraat 8)
Red (Keizersgracht 594) – Yeri itibariyle hem merkezi hem de kanal kenarında şık bir restoran Red. İki temel menü üzerine kurulu bir konsepti var, ana yemeğiniz ister ıstakoz ister biftek olsun, lezzet açısından pişman olmayacağınız bir restoran. Rezervasyon yapmakta fayda var.
Jaspers (Ceintuurbaan 196) – Yakında Michelin yıldızı alması neredeyse kesin olan bu restorana, hazır fiyatları da kalitesine göre uygunken romantik bir akşam yemeği için gitmenizi tavsiye ederiz. Şef Jasper’in iki haftada bir değişen ve sezonun ürünlerinden özenle hazırladığı yemekleri hem yaratıcı hem de leziz.. Rezervasyon yapmakta fayda var..
İtalyan restoranları konusunda Amsterdam oldukça zengin.. Vasso (Rozenboomsteeg 12-14), Casa di David (Singel 426), ya da Saturnino (Reguliersdwarsstraat 5) tercih edilebilir..
Amsterdam’a gelip Türk yemeklerini özlerseniz de tabii ki ve illa ki Ali Ocakbaşında yemek yemeden gitmeyin. Amsterdam’ın en güzel kanallarında biri olan Herengracht üzerinde ve Rembrandtplein’e çok yakın..
Barlar:
Bo Cinq Prinsengracht 494 (Leidseplein’e yakin). Aynı zamanda av etleri yiyebileceğiniz güzel bir restoranı da var.
Kamer 401  Marnixstraat (Leidseplein’e yakin)
Lux Marnixstraat (Leidseplein’e yakin)
Gece klüpleri:
Escape en meşhuru, Panama ve Trouw gidilebilecek diğer gece klüpleri..
Konser salonu:
Paradiso ya da Melkweg
Siz de mekan tavsiyelerinizi bizimle paylaşırsanız çok seviniriz. Yeni yerler, yeni tatlar denemek bizim hobimiz :) Amsterdam’da keyifli ve lezzet dolu gezmeler dileriz!
Reklamlar

Hollanda’nın LaLe Bahçeleri

Uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar! Umarız havalarınız güneşli ve keyifleriniz yerindedir. Bloğumuza güneşli bir bahar gününden geriye kalan müthiş lale görüntüleri ve renk cümbüşüyle geri dönmenin sevinci içersindeyiz :)

Geçen sene Nisan ayında fotoğraf makinamı kapıp lale bahçelerini fotoğraflama niyetiyle yola çıkmış, ancak lale mevsimini kaçırdığım icin,  baş döndürücü kokular arasinda rengarenk sümbül fotoğrafları çekmiştim.
Bu sene ise lale mevsimini – sonlarına doğru olsa da – yakalama fırsatı bulduğum için çok mutluyum.. Dünyanın her yerinden binlerce turist ve dünyaca ünlü fotoğrafçılar her sene lale zamanı Hollanda’ya akın akın geliyorlar, şimdi neden olduğunu daha iyi anlıyorum! Kitaplarından ve videolarından çok şey öğrendiğim Byran Peterson bu fotoğrafçılardan birisi.. Her sene Nisan ayında düzenlenen 4 günlük fotoğraf kursuna kayıtlar bir sene önceden açılıyor hatta kurstan 6 ay önce kapanıyor. Talebin boyutunu siz düşünün artık :) Ben bu seneki kayıtları kaçırdım, başka bir bahara inşallah.. Kursla ilgili detaylı bilgi için tıklayınız  
  
Hollandalıların laleyi Türkiye’den aldıkları bilinen bir gerçek.. Hatırlarsınız daha geçen sene, dünyada eşi benzeri olmayan, sadece Erzurum’da yetişen bir lalenin  son kalan soğanlarını söküp yurtdışına götürmeye çalışan 2 Hollandalı sınır kapısında yakalanmıştı. İşte o denli bir lale çılgınlığı var bu ülkede. Ülkenin önemli bir ticaret ve turizm kaynağı laleler. Öyle ki 17.yüzyılın başlarında, Hollanda’nın Altın Çağı olarak bilinen dönemde ülkede laleler borsada alınıp satılıyormuş. Lale o dönemin en büyük statü sembolü haline gelmiş. Ender rastlanan lale soğanları hektar hektar arsa fiyatına alıcı bulabiliyormuş. Bu da Avrupa’nın Tulipomania adıyla bilinen ilk finansal krizine sebep olmuş ve bir çok insan bütün varlığını bu kriz sirasinda yitirmiş. Ancak Hollandalılar yaklaşık 400 yıldır binlerce farklı tür laleyi üretmeye devam etmişler ve dünyanın en büyük lale üreticisi haline gelmişler. Bugün Hollanda’da her sene 6 milyar lale soğanı ekiliyor ve dünyanın dört bir yanına ihrac ediliyor.

Peki bizde durumlar nasılmış diye ben de merak ettim, bloglardan biraz araştırdım: Anavatanı Orta Asya olan laleyi batıya ilk Türkler taşımış ve üretmiş. Tarihimizde bir döneme adını vermiş olan laleler sadece saray çevresinin değil halkın da merakını uyandırmış ve moda haline gelmiş. El sanatlarında, çinilerde, seramikte, kumaşlarda lale motifleri sıkça kullanılmaya başlanmış. Padişahlar kaftanlarını lalelerle süslemişler; şiirlere, hikayelere ve fermanlara konu olmuş laleler. Gel gör ki o dönemde Hollanda’ya  giden lale soğanları melezleme yoluyla, yeni türler elde edilerek Osmanlı İmparatorluğuna rakip bir durma gelmiş, hatta Osmanlı İmparatorluğundaki laleciliği geçmiş. Artık lale Osmanlı Devleti’ne Hollanda’dan getirilmeye başlamış.

Son dönemde ülkemizde laleler tekrar adından söz ettirmeye başladılar. Hem baharda bircok yeri susler oldular, hem de üretim bu sayede çok canlandı. Artık yılda 25 milyon lale üretiyor,  Türk Cumhuriyetleri’ne, Orta Doğu’ya hatta Hollanda’ya ihraç ediyormuşuz. Umarım Hollanda’da çektiğim lale fotoğraflarının çok daha güzellerini ilerde Türkiye’de açılmasını umut ettiğim lale bahçelerinde çekebilme şansım da olur..

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Tutam YAZ

Günler uzadığından mıdır, havalar ısındığından mıdır yoksa Haziran ayı başladığından mıdır bilmem, yerimde duramıyorum bu aralar.. Galiba Yaz’ım gelmiş benim :) Türkiye’deyken kıymetini pek bilmezdim güneşin, hele ki mevsimlerden yazsa.. Güneşten köşe bucak kaçar, gölgede güneşlenir, kitabımı okurdum yaz tatillerinde. Hollanda’da yaşamaya başladığımdan beri güneşten kaçtığım günleri arar oldum; bir gün güneş açar da, ardından 3-4 gün yağmur yağar mı arkadaş? Hal böyleyken dün güneşli ve sıcacık (25 derece) bir cumartesi sabahına uyanınca ‘bugün güneşin tadını sonuna kadar çıkaracağım’ diye söz verdim kendi kendime.. Hakan’la önce güzelce sporumuzu yaptık, ardından haftalık alışverişimizi de tamamladıktan sonra kendimizi Bloemendaal Aan Zee yoluna attık.
Bloemendaal Aan Zee, bizim eve 25km uzaklıkta, Bloemendaal belediyesine bağlı yazlık bir belde..Hollandalıların çok rağbet gösterdiği önemli plajlardan biri burada yer alıyor (bir diğeri yine çok yakınında olan Zandvoort plajı) Bloemendaal Aan Zee 4,3km uzunluğunda ve bunun 1 km’si çıplaklar plajı (yok biz oraya gitmedik, sadece öyle bir plajı da varmış diye duyduk:)). Plaja vardığımızda bir grup insan güneşlenme faslını çoktan bitirmiş, evlerine dönüyordu. Bizse akşam güneşinin tadını çıkarmak üzere plajdaki beach club’lardan birine gidip kocaman yastıkların üzerine yerleştik.
Kendimize içecek bir şeyler söyleyip güneşin keyfini çıkardık, kitaplarımızı okuduk. Farkına varmadan 2,5 saati devirmişiz. Güneş yavaş yavaş ufukta alçalmaya başlayınca günbatımı fotoğrafı yakalamak için sahile indik. Hakan’ın fedakâr desteği sayesinde birkaç hoş fotoğraf yakaladık.
Herkese bol güneşli günler :)

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.