Amsterdam’da Yaşam Rehberi

Geçtiğimiz haftalarda bir gezi bloğu ile röportaj gerçekleştirdim. Binlerce takipçisi olan, çok başarılı bir gezi bloğu Off the Road on the Track. Paylaşımları ile seyahatlerimize ilham veren bu bloğun yaratıcısı ve yazarı da çok sevgili Gökçe Demirci. Gezmeyi seven herkese bu blogu takip etmesini şiddetle tavsiye ederim ;)

logo

Gökçe yakın zamanda, yurtdışına gitmeyi arzulayanlar için harika bir yazı dizisi başlattı. Yurtdışından deneyimler dizisi… Benden de bir röportaj yapmayı rica ettiğinde çok sevindim ve seve seve kabul ettim.

Amsterdam ve genel olarak Hollanda’da yaşam ve çalışma şartları, yurtdışında yaşamanın kolaylıkları ve zorlukları, ve yurtdışında çocuk yetiştirmeye dair birçok konuda elimden geldiğince sorularını cevapladım. Umarım ihtiyacı olanlara faydası dokunur! Bu keyifli röportaj için Gökçe’ye çok teşekkürler!

Aşağıda röportajdan kesitler bulabilirsiniz. Röportajın tamamını ise Off the Road on the Track’in sayfasından okumanız mümkün.

Seda

Merhaba Seda, kısaca kendinden bahseder misin? Ne zaman başladı yurt dışı serüvenin? Hangi aşamalardan geçtin ve şu anda ne yapıyorsun?

Adım Seda Çınar Ceyhan. Eşim ve iki oğlumla (4,5 ve 2 yaşlarında) Amsterdam’da yaşıyorum. İzmir’de doğdum büyüdüm. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi İstanbul’da tamamladım ve 7 sene orada yaşadım. Bu süre zarfında birçok farklı sebeple yurtdışına çıktım, Avrupa’da seyahat ettim (klüp faaliyetleri, çalışma kampı, yaz okulu vs). Hollanda özelinde yurtdışı serüvenim ise bundan 11 sene öncesine dayanıyor. 2007 yılında Türkiye’de çalışmaya başladığımda, o zamanki erkek arkadaşım (şimdiki eşim) Hollanda’da bir bankada iş buldu, ve oraya taşındı. Yaklaşık 3 sene Hollanda-Türkiye arası mekik dokumaya başladık. Gidip geldikçe Amsterdam’ı ve genel olarak Hollanda’yı sevmeye başladım. Eşimle evlenmeye karar verdikten sonra, yaşamak istediğimiz yer konusunda bir tercih yapmamız gerekiyordu ve Hollanda’da yaşamayı tercih ettik.

Sizce insanlar yurtdışına taşınmaya karar vermeden önce hangi parametreleri gözden geçirmeli?  Neleri göze almalı?

Öncelikle gitmek istenen ülkeyle ilgili birçok konuda detaylı bilgi edinmek gerekir. Hatta mümkünse o ülkeye bir keşif gezisi yapmak birçok soru işaretini ortadan kaldırabilir. Bence karar vermeden önce gözden geçirilmesi gereken en önemli parametreler; iş ve ev bulma imkanları, dil, kültür ve sosyal yaşam, iklim, ve mesafe..

İş imkanları ve yaşam şartları nasıldır, kolaylıkları ve zorlukları nedir? Çalışma ve oturma izni almak için neler gerekir? Diploma denkliği nasıl olur? Kişi başı aylık ortalama gider ne kadardır?

•Sonra dil.. O ülkenin dilini konuşabiliyor musunuz? Eğer konuşulan dil İngilizce değilse, İngilizce konuşarak hayatınızı sürdürebilir misiniz, ya da iş bulabilir misiniz? Bazı ülkelerde yaşarken, gerçek anlamda entegrasyonun temel koşulu, o dili konuşmaktır. Yeni bir dil öğrenme konusunda hazır ve istekli misiniz?

•Yerli halkın yaşam, iletişim, düşünce tarzından, yemeklerine kadar sosyal ve kültürel yapısına adapte olup olamayacağınızı iyi düşünmeniz gerekir. Göçmenlere karşi yaklaşımı da önceden araştırmak çok önemli. Kucaklayıcı olmayan, yabacılara karşı ayrımcılık yapılan bir ülkede çok sıkıntı çekebilirsiniz. Gidilmek istenen ülkedeki kültür ve sosyal yaşam ile ilgili bilgi edinirseniz, kültür farklılıklarını olduğu gibi kabullenmeniz ve bu sayede kültür şokunu azaltabilmek mümkün.

•Ülkenin iklimi nedir? (Türkiye’den Norveç’e, İsveç’e yerleşmek birçok insanı hem fiziksel hem de psikolojik anlamda zorlayabilir)

•Ailenizden ve sevdiklerinizi eskisi kadar sık görememeye hazır mısınız? Memleket hasreti çekmeye hazır mısınız? Gideceğiniz ülkenin Türkiye’ye uzaklığı, uçakların sıklığı, biletlerin fiyati gibi parametrelere bakmakta fayda var. İnsan yurtdışına yerleştikten sonra Türkiye’yi çok özlüyor, ama en çok da ailesini ve sevdiklerini özlüyor. O yüzden sevdiklerinizi ne sıklıkla görebileceğinizi belirleyecek parametrelere mutlaka bakmalı bence.

Amsterdam’da yaşamaya karar verdin. Sonra süreci başlattın. Nasıl bir süreç seni bekliyordu? 

Öncelikle eşimle birlikte oturma ve çalışma iznini almanın yollarını araştırdık. Eşimin ‘’highly skilled migrant statusü’’ sebebiyle registered partner olarak kendimizi belediyeye kaydettirme ve oturum ve çalışma izni alabilme şansımız olduğunu öğrendik. Hollanda oturum izni vermek için iki kişinin evli olmasını şart koşmuyor, birlikteliklerini ve aynı evde yaşadıklarını beyan etmeleri oturum izni alabilmek için yeterli şartlar. Böylece belediyeye kayıtlı partner olarak kaydımızı yaptırdık..

Hangi vizeye başvurdun ve çalışma vizesini almak kolay oldu mu? Peki oturum vizesini ilk etapta kaç yıllık verdiler?

Partnerlik statusu sayesinde 2009 yılında, eşimin şirketi aracılığıyla hem oturma ve hem çalışma iznine başvurdum. Çıkması 3 ayı bulmuştu sanıyorum. Oturum vizesi de eşimin oturum vizesi üzerinden çıktığı için ilk etapta 5 senelik çıktı.

İş bulmak kolay oldu mu? Kaç hafta/ay iş aradın?

Monster uzerinden 7-8 ay boyunca birçok başvuru yaptım, hatta bir kez yüzyüze görüşmeye gittim ama fazla kalifiye buldular beni, olmadı. Sonunda başvurduğum bir pozisyon için iki yüz yüze görüşme sonrasında o şirketle 2010 Ağustos ayında başlamak üzere anlaştım. Halen aynı şirkette tam zamanlı olarak çalışmaya devam ediyorum.

Yaptığın iş görüşmelerinde dikkatini çeken ortak bir nokta oldu mu? Yani Hollanda’da bu konu çok önemli/farklı dediğin bir nokta var mı?                 

Türkiye’deki sorumluluklarınız ve pozisyonunuz çok iyi olsa da benzer seviyede yurtdışında iş bulmanın zor olduğunu, merdivenin daha alt basamaklarında iş bulabilme şansınızın ise daha yüksek olduğunu söyleyeyim. Beklentileri biraz düşük tutmakta ve görüşmelerde kendinden emin ancak alçak gönüllü olmakta fayda var. Fazla kalifiye bulabiliyor sirketler Türkleri, çünkü buradaki iş tanımlarındaki sorumluluklar Türkiye’ye göre daha kısıtlı. Türkiye’de bir kişinin yaptığı işi burada belki 2 belki 3 kişi yapıyor. 

Türkiye’deki üniversitelerden mezun olmak başvurulan işlerde geçer akçe midir? Meslekler aynı denkliklerinde kabul görür mü? (Doktor orada da doktordur gibi) Genel olarak ekonomi, finans, işletme gibi bölümlerden mezunsanız ve iş tanımında sizden beklenen eğitim bu yöndeyse herhangi bir sıkıntı olmaz. Diğer alanlarda diploma denkliği olup olmadığını öğrenebilmek için bu siteye basvurulabilir: 

Ancak doktorluk, öğretmenlik gibi özel ihtisas gerektiren bölümler için Hollanda’ca öğrenmek ve denklik için başvuru yapmak gerekiyor. Bu da uzun bir süreç. Bu süre zarfında doktorların bir supervisor altında çalışarak kendi mesleğini sürdürebilme izni ve şansı var.

Yabancıların yararlanabildiği sağlık ve sosyal hizmetler neler? Bu konuda bir zorluk yaşıyor musunuz? Hangi vize türü bu konulara daha elverisli?

Hollanda’da yaşayan ve oturma izni olan herkes aynı sağlık ve sosyal hizmetlerden faydalanabilir. Sağlık hizmeti Türkiye’den oldukça farklı. Herkesin mutlaka temel özel sigortası olmak zorunda. Herkesin kayıtlı olduğu bir aile doktoru var ve hemen hemen her konuda öncelikle ona gitmeniz gerekiyor. Eğer o gerek görürse sizi uzman doktora yönlendiriyor. İlk başlarda bu sisteme alışmak ve bunu kabullenmek bizim için oldukca zordu, uzman doktor görmeye alışıktık. Turkiye’de herkes en ufak sağlık probleminde direk uzman doktora gidiyor, hatta mümkünse profesörlere görünmek istiyor. Buradaki sağlık sisteminin minimal yaklaşımı ve basit hastalıkların kendiliğinden veya en az müdahaleyle geçmesine izin verilmesi bir süre sonra aklmıza yattı. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için bunun gerekli olduğunu kabul edince adaptasyon da daha kolaylaştı. Elbette ciddi enfeksiyonlarda ve hastalıklarda hala uzman doktor görülmesi gerektiğini düşünüyoruz ancak zaten o konuda Hollanda sistemi de hastaya gereken imkanlari sağlıyor. Diğer yandan uzman birini görmek bazen aylar alabiliyor. Öyle bir durumda, eğer acil bir tedavi istiyorsak Türkiye’ye gitmeyi ve orada tedaviye başlamayı tercih ediyoruz.

Amsterdam’dayken dikkatimi en çok çeken şey herkesin ama herkesin çok akıcı İngilizce konuşuyor oluşuydu. Almanların İngilizcesi ne yazık ki bu sevide değil. Amsterdam’da insanlar sanki kendi aralarında bile bazen İngilizce konuşuyorlardı. Bunu nasıl başarıyorlar?

Amsterdam küçük ama çok kozmopolit bir şehir. Şirketlere tanınan vergi avantajlari sebebiyle birçok uluslararası firmanın Avrupa idare merkezi Amsterdam’da ya da Hollanda’dadaki diğer büyük şehirlerde. Bu nedenle yabancı nüfusu da oldukça yüksek ve İngilizce kullanımı da bu sebeple (özellikle Amsterdam ve cevresinde) cok yaygın. Üniversitelerdeki İngilizce programların çok fazla oluşu, uluslararası öğrencilerin de Hollanda’yı seçmesine ve burada kalmaya devam etmelerine yardımcı olan bir etken. Bu kadar yabancı ile birlikte yaşamanın, uzun yıllar boyunca ticaret yapmanın, onlara hizmet sunmanın getirdiği sonuçlardan birisi bence (Hollandalıların çok iyi İngilizce konuşmaları). Hatta kendilerinin İngilizceyi çok iyi konuştukları ile ilgili hep övünürler. Kendi aralarında bile Hollandaca-İngilizce karışık  konuşmak dediğin gibi çok sık rastlanan bir durum. Hatta konuşmaları içersinde İngilizce kelime veya tabirleri kullanmanın onlar için sosyal bir amacı da var: bir kültür, değer paylaşmak ve kendini sosyal olarak belli bir yerde konumlandırmak.

İngilizce bu kadar yaygın olmasına rağmen Hollanda’nın kendi dilini bilmemek profesyonel koşullarda önemli bir bariyer midir?

Çalışma alanına göre değişiyor. Mühendislik pozisyonlarında Hollanda’ca şart koşulabiliyor ancak IT sektöründe İngilizce çoğunlukla yeterli oluyor. Merdivenin üst basamaklarına çıkmak isteyenlerin ise mutlaka Hollandacayı akıcı bir şekilde kullanabilmesi gerekiyor. Eğer ikinci bir diliniz varsa (örneğin Almanca ya da Fransızca) bu dillerin tercih edildigi iş pozisyonları da bulabilmek mümkün.

Peki sen onların dilini konuşabiliyor musun?

İlk 3 sene Hollandaca öğrenmeye hiç ihtiyaç duymamıştım, ne yalan söyleyeyim tınısından da pek hoşlanmıyordum. Almanca altyapım vardı, o yüzden 3 aşağı 5 yukarı anlayabiliyordum okuduklarımı. Ancak Hollanda vatandaşlığı almaya karar verince, Hollandaca kursuna gitmek şart oldu. Sınavı gececek kadar Hollandaca öğrenmenin benim için de uzun dönemli faydalı olacağını düşünüyordum. Hollandaca kurslarına gittim, vatandaşlık sınavına girdim. Sınavı geçtikten sonra bi süre kurslara ara verdim. Büyük oğlum 4 yaşına yaklaşınca bende Hollandaca alarm zilleri çalmaya basladı. Duyduğum kadarıyla egitim sisteminden en iyi şekilde faydalanabilmek için Hollandaca bilmek çok önemliydi. İş başa düştü diyerek, bir üst kura devam ettim. Sonrasında da pratiğe yönelik bir kursa yazıldım. Daha doğrusu Hollandalı gönüllülerin yabancılarla bir araya gelip Hollandaca sohbet ettiği bir programa yazıldım. Halen cok tatlı bir yaşlı Hollandalı bayanla haftada bir buluşup Hollandaca pratik yapıyorum, ve çok faydasını gördüm. Artık günlük hayatta basit konuşmalar sürdürebilir hale geldim.

Hollanda vatandaşı olmak için orada 5 yıl yaşamak ve çalışmak koşulu aranıyor diye biliyorum. Başka bir koşul var mı yerine getirilmesi gereken?

Evet geçerli bir oturum izniyle 5 yıl kesintisiz olarak (bazı istisnalar hariç) yaşamış olmak gerekiyor. Ayrıca Hollandaca sınavından geçerli not almak gerekiyor. Bu sınavda Hollandaca konuşma, yazma, okuma ve anlama yetenekleri test ediliyor, Hollanda toplumu ile ilgili sorular soruluyor ve hatta Hollanda iş piyasasına hazırlanmanız isteniyor (portfolyo denen bir dosya hazirlanıyor ve yüzyüze bir iş başvuru görüşmesi yapılıyor). Daha detaylı bilgi için yabancılar ofisinin sayfasına ve vatandaşlık şartları için bu siteye bakılabilir.

Peki yabancılara sunulan vergi avantajı nedir? Duyduğuma göre yabancılar yaklaşık 5 yıl vergiden muaf. Bu doğru mu? Ya da işin gerçeği nasıl?

Yabancılar derken eğer yetenekli işçilerden bahsediyorsak (expat ya da highly skilled migrants), Hollanda’da %30 kuralı diye bir avantaj var evet. %30 kuralı, Hollanda’ya yetenekli işçileri çekmek amacıyla yapılmış. Eğer siz Hollanda’da bir şirketle anlaştıysanız, %30 vergi muafiyeti ile ilgili şartlari da yerine getiriyorsaniz, o zaman bu kuraldan faydalanmak için işveren birlikte vergi dairesine başvuru yapabilirsiniz. Bu sayede maaşınızın sadece %70’i vergiye tabi olur, %30’u vergiden muaf olarak size ödenir. Bu hak iş değiştirirken (3 ay içersinde) taşınabilir ve toplam 8 yıl boyunca bundan faydalanilabilir. Ayrıca bu kural sayesinde yabancı sürücü ehliyetleri, ehliyet sınavrına girmeden Hollanda ehliyeti ile değiştirilebilir.

Bu konuda bazi değişiklikler yapılması konusunda yasa tasarıları var. Eğer değişiklikler yasalaşırsa Ocak 2019 itibariyle vergi avantajının maalesef 5 yıla düşürülmesi söz konusu.

İş yeri açmak için ayrı bir süreçten geçmek gerekiyor mu? Yoksa en başta aldığın çalışma vizesi bunu da kapsıyor muydu? 

Serbest meslek icra etmek üzere Hollanda’ya yerleşmek isteyen Türk vatandaşlarının çeşitli koşulları yerine getirmeleri gerekiyor (sigortalı olmak, yeterince sermayesi olmak, icra edilecek meslek için gerekli niteliklere sahip olmak, ticari aktivitenin Hollanda ekonomisine katkısının olması ve buna uygun iş planı sunmak gibi) . Eğer bu şartlar sağlanıyorsa mevcut çalışma izniyle şirket kurulabilir.

İngiltere’deki örneğe (Ankara Antlaşması) benzer bir iş kurma anlaşması Hollanda’da var mı?

Ankara Anlaşması tüm AB ülkelerini kapsıyor, buna Hollanda da dahil. Ancak bildiğim kadarıyla İngiltere’deki vize şartları Hollanda’ya göre daha avantajlı. Ankara Anlasması vizesinin, Hollanda’da bugün geçerli olan çalışma vizesi türlerinden pek bir farkı yok.

Prosedurel anlamda iş yeri ve şirket kurmak yabancılar için zor mudur? Küçük ve orta ölçekteki işletmelerin kurulması için yabancı olmak bir dezavantaj mıdır?

Şartlar yerine getirildiği sürece, şirket kurmak aslında zor değil. Flemenkçe konuşuyor olmak süreci kolaylaştıracaktır. Onun dışında yabancı olmanın bir dezavantaji yok.

Son dönemde Türkiye’den Hollanda’ya göçen birçok aile, Amsterdam yerine civardaki küçük şehirlere taşınıyor – Amstelveen, Almere, Haarlem, Arnhem, Nieuw Vennep, Aalsmeer gibi.. İş sebebiyle Utrecht, Rotterdam, Eindhoven, den Haag (Lahey) ve Leiden’a taşınan da birçok aile var, bunlar daha büyük şehirler.

Seda ve ailesi

Avrupa’nın en ”cool” şehirlerinden birinde yaşıyorsunuz. Herkesin ömründe bir kez muhakkak gelmek istediği ve birçoğunun keşke burada yaşasam dediği şehir. Peki sen nereye koyuyorsun bu şehri. Bu şehir senin için ne anlam ifade ediyor?

Şehir hayatının hareketliliği ve zenginliğini ve küçük şehrin sakinliğini, huzurunu ve düzenini ben Amsterdam’da buldum. Bu iki dünyanın en iyi özelliklerinin Amsterdam’da tam da ayarında harmanlanmış olduğunu düşünüyorum. İstanbulla karşılaştırıldığında  ufacık ama sürekli yenilenen, değişen, dönüşen bir şehir, bir o kadar da huzurlu ve güvenli. Hele ki çocuklu aileler için biçilmiş kaftan. Şehir merkezinde oturup, 1km2 içinde 3-4 farklı çocuk parkı bulabilir, çocuğunuzu okula bisikletle güvenle gönderebilirsiniz. Ben de eşim de şehir hayatını çok seviyoruz. Farklı ülkelerden insanlarla bir arada yaşamayı, sosyal ilişkiler kurmayı, sanatsal etkinlikleri takip etmeyi, akşam kafamıza estiğinde evimize yürüyüş mesafesindeki bir restoranda yemek yemeyi, yeni açılmış bir cafede kahve içip sohbet etmeyi.. O yüzden Amsterdam benim için çok özel bir şehir..

Sanırım Hollanda’nın değişken, soğuk ve yağmurlu havasına da 8 senede (mecburen) alıştım, eskisi kadar şikayet etmiyorum. Ama günlerce yağmur yağıyorsa ve güneşi en son ne zaman gördüğümü dahi hatırlamıyorsam, işte o zaman isyan ettiğim doğrudur

Türkiye’den gelenler için Amsterdam’ı önerir misin? Hollanda’da başka hangi şehirlerde yeni bir hayat kurmak daha kolay olur sence?

Amsterdam’ı kesinlikle öneririm. Sanılanın aksine çok huzurlu ve güvenli bir şehir. Yalnız Amsterdam’da evler oldukça pahalı, o yüzden finansal açıdan tek gelirli bir aileyi başlangıçta zorlayabilir. Daha uygun fiyatlı kiralık evlerin bulunduğu, merkezin biraz dışındaki muhitler tercih edilebilir. Diğer yandan son dönemde Türkiye’den Hollanda’ya göçen birçok aile, Amsterdam yerine civardaki küçük şehirlere taşınıyor – Amstelveen, Almere, Haarlem, Arnhem, Nieuw Vennep, Aalsmeer gibi.. İş sebebiyle Utrecht, Rotterdam, Eindhoven, den Haag (Lahey) ve Leiden’a taşınan da birçok aile var, bunlar daha büyük şehirler tabii.

Amsterdam özelinde ve Hollanda genelinde yaşamın en ucuz ve idareli idame ettirilebileceği yerler nerelerdir?

Yaşamın en ucuz idame edileceği yerler bence kiraların en uygun olduğu yerler çünkü bir ailenin en büyük masraf kalemi kira. Ya da bir süre burada yaşadıktan sonra mortgage ile ev alınabilir. Kira öder gibi ev sahibi olmayı sağladığı için çok tercih edilen bir yatırım. O nedenle ev fiyatlarının uygun olduğu muhitler ve şehirleri araştırmak gerekir. Fiyatlar sürekli değişiyor ve son dönemde artış trendinde. O yüzden yukarıda bahsettiğim şehirlerdeki güncel fiyatlara funda.nl sitesinden bakılabilir. Kira/mortgage dışındaki kalemler (ev giderleri, giyecek, okul vs) ortalamada birçok yerde aynı.. İlkokuldan itibaren eğitim ücretsiz zaten, özel okul düşünmüyorsanız. Belki kreş ücretlerinde (özel oldukları için) şehirden şehre fiyat farklılıkları hissedilir derecede olabilir, ancak o da Hollanda’daki daha uygun ücretli okul öncesi oyun grupları(voorschool) ile ikame edilebilir.

Hollanda’da yaşam genel olarak pahalı mıdır? İki kisinin aylık asgari gideri ortalama olarak ne kadardır? Ya da ev hanesinde sadece bir kişinin çalışmasıyla 2 çocuklu bir aile sence rahat geçinebilir mi?

Hollanda’da kiranın dışında yaşam bence normal pahalılıkta. Kirada da uygun fiyatlı evler bulmak mümkün. Ben Türkiye’ye gittiğimde karşılaştığım fiyatlardan sonra artık buradaki fiyatları hiç yadırgamaz oldum. İki kişilik bir ailenin gideri ortalama €2,500-€3,000 arası olur tahminim. İki çocuklu bir aile için de €3,500-€4,000 arası net gelir bence yeterli olacaktır. Tabii ki masrafları minimumda tutup daha az maaşla da geçinmek mümkün.

Size göre genel olarak yurtdışında yaşamanın  en büyük ‘challenge’i nedir?

Bence en büyük zorluk insanın ailesinden ve dostlarından uzakta oluşu. Yeni bir çevre kazanmak belli bir yaştan sonra kolay olmuyor. İnsan sevdiklerini çok özlüyor ve onların desteğine ihtiyaç duyuyor. Özellikle de anne-baba olduktan sonra.

Peki bu zorlukla baş etmek için neler yaptınız?

Ben anne olduktan sonra çok yalnızlık çektim, özellikle ilk aylarda etrafımda fikir alabileceğim hiç çocuklu arkadaşım yoktu. O yüzden de Mart 2014’te Facebook üzerinden bir grup kurdum, adi Amsterdam Anneleri. Burada yaşayan anneler yalnız kalmasınlar, her konuda birbirlerine destek olsunlar diye. Bu sayede ben de birçok yeni arkadaş edindim, çok güzel insanlarla tanıştım. Sonradan babalar da katıldılar gruba, ve coğrafi kapsamı da büyüdü. Amsterdam’dan Hollanda’nın en küçük kasabasına kadar burada yaşayan birçok Türk anne ve baba var artık grupta. Bugün yaklaşık 1400 üyesi var grubun ve her geçen gün Hollanda’ya göçen aileler ile büyüyor.

Gruptaki paylaşımlar ve dayanışma o kadar güzel ki… Anneler her konuda birbirlerine destek oluyorlar, deneyimlerini paylaşıyorlar. Türkiye’den yeni gelenler taşındıkları şehirdeki Türklerle bu grup üzerinden tanışıyorlar ve kaynaşıyorlar. Türkiye’ye gider gelirken birbirlerinin ihtiyaçlarına yardımcıoluyorlar. Hatta yeri geliyor, canı asure çeken bir hamile anneye diğer bir anne aşure götürüyor. Ben de grup üyelerini bir araya getirmek için fırsat buldukça aktiviteler düzenliyorum: 23 Nisan, 19 Mayıs gibi bayram kutlamaları, piknikler, toplantılar, seminerler.. Bunlar aynı kültürden gelen ve gurbette benzer zorluklar yaşayan aileler için çok hoş deneyimler, paylaşımlar.

Bunun dışında bir de Hollanda’nın Çalış(k)an Anneleri adlı bir alt grup daha kurdum. Bu grupta da Hollanda’da çalışan, çalışmaya hazırlanan, niyeti olup da nereden başlayacağını bilemeyen, prosedürlerde takılan anneleri bir araya getirip, birbirlerinin tecruübelerinden yararlanmaları, fikir alısverişinde bulunmalari için sinerji oluşturmaya çalışıyorum. Yapılacak çok şey var, vakit buldukça bu konuda da yeni projelerim olacak.. Bakalim :)

Evde suda yaptığın doğum sonrası vay be dedim kendi kendime. İnanılmaz bir tecrübe olmalı. Bu süreç sonrası doğum koçu olmaya karar verdin diye biliyorum. Profesyonel mesleğinin yanı sıra doğum koçu olarak da çalışıyor musun?

Evet tam zamanlı işimin yanında doula (doğum destekçisi) ve doğum/bebek/aile fotografçısı olarak da çalışıyorum. Doula olmaya 2013 yılında ilk defa anne olduktan sonra karar verdim. İlk doğumum aslında karadaydı (hastanede) ancak aldığım doula desteği sayesinde çok güzel bir deneyim yaşadım. İkinci doğumum evde ve sudaydı. Muhteşem bir deneyimdi, hamileliğinde tibbi risk taşımayan herkese tavsiye ederim.

İlk doğumumda, bu konuda uzmanlaşmış bir kadından destek almanın ne kadar paha biçilmez bir şey olduğunu ve beni ne kadar güçlendirdiğini (doğum öncesi ve sonrasında) gördükten sonra bu desteği ben de başkalarına vermeliyim dedim ve doula olmak için eğitim aldım. Amacım müstakbel anneleri kendi tercihleri doğrultusunda, doğum öncesinde, doğumda ve doğum sonrasında desteklemek (fiziksel, bilgisel ve duygusal olarak), doğumda ihtiyaç duydukları kutsal ve mahrem alanı korumaya yardımcı olmak. Doğumda anneye verilen destek çok önemli, ve kıymetli, çünkü doğumda sadece bir bebek gelmez dünyaya, bir kadın da anne olarak yeniden doğar..

Seda

Hamilelik, doğum ve annelik izninde çalışan kadının hakları neler?

Doğum izni 16 haftadır ve hamileliğinin 34. Haftasından itibaren (en geç 36. Haftadan başlayarak) kullanılabilir. Anne isterse bu iznin bitiminde, birikmiş izinlerini kullanır, ve de anne-babalara tanınan ebeveynlik iznini de kullanabilir.

Ebeveynlik izni haftalık çalışma saaatinin 26 katına tekabul eden bir süreyi kapsayan ücretsiz bir izindir ve bu izin tek seferde kullanılabileceği gibi aralıklı olarak çocuk 8 yaşına gelene kadar kullanılabilir. Bu iznin en güzel tarafı, haftada birkaç saat az çalışıp (örneğin 4 saat) bu izni kullanasanız dahi kontratınızın kapsamı değişmez. Tam zamanlı çalışıyorsanız , kontratınızda yine tam zamanlı olarak gözükürsünüz ve izniniz bittiğinde tam zamanlı çalısmaya devam etme hakkınız bakidir.

Bunun dışında da birçok yerde olduğu gibi çalışma günlerinde, 2 saatlik bir emzirme izni de var.

Çocukların iki dille büyümeleri sence avantaj mı? Zorlandıklarını düşünüyor musun?

Bence bir avantaj, çift dilli olmak çocukların zihinsel gelişimi için çok faydalı. Belki 4-5 yaşına kadar, ikinci dili ana dili olarak konuşan çocuklardan biraz geride kalabilirler. Ancak araştırmalara göre bu farkı kısa zamanda kapatıyorlar ve hatta 7 yaşına gelince sınıftaki tek dilli çocuklardan daha iyi performans bile sergileyebiliyorlar. Ayrıca iki dille büyüyen çocuklar farklı kültürden insanlarla iletişim kurarak açık fikirli ve esnek olmayı da öğreniyorlar ve bunlar hayatları boyunca onlara avantaj sağlayacak özellikler.

Diğer yandan uzun dönemli bakınca burada doğup büyümüş ya da sonradan göçmüş Türkler olarak çocuklarımızın kültürel kimliklerini bulma, iki kültür arasında kendilerini bir yerlere koyma çabalarında bazı sıkıntılar olabileceğini de düşünmüyor değilim . Yaşayacakları kimlik çatışmasını minimuma indirmek için anne-babalar olarak neler yapabiliriz, nelere dikkat etmeliyiz, bunu iyi düşünmek gerekiyor.

Kreşler devlete mi ait yoksa özel mi? Ortalama ne kadar fiyatları?

Bizim bildiğimiz anlamda kreşlerin (sabahtan aksama kadar) tamamı özel, ancak isterseniz çocuğunuzu 1 gün de gönderebilirsiniz, 5 gün de. Bazi kreşlerde hemen yer bulunabileceği gibi bazi popüler kreşlerde uzun bekleme listeleri olabiliyor. Kreşin popülerliğine ve doluluk oranına bağlı olarak değişiyor. Kreşlerin saat ücretleri 7 Eur ile 8.60 Eur arası değişiyor. Daha yüksek ücretli kreşler de olabilir. Her sene güncelleniyor ücretler.

Onun dışında devletin kısmen desteklediği voorschool (okul öncesi oyun grubu/kreş) konsepti var. Bu da 2,5 yaşından 4 yaşına kadar çocukların haftada en az 15 saat katıldıkları okul öncesi kreş/oyun grubu. İsterseniz her gün de gönderebilirsiniz yer varsa, ancak bu tam gün kreş gibi değil , günde sadece 5 saat. Devlet kreş masrafının belli bir miktarını karşılıyor, geri kalanını ise gelir durumuna göre aile ödüyor. Dolayısıyla daha hesaplı bir çözüm. Bunun maksimum saat ücreti ise 7.45Eur.

Son olarak bir başka çocuk bakım yöntemi de Gastouderopvang. Bu da çocuk bakma şartlarını yerine getiren bakıcıların, genelde kendi evinde en fazla 6 çoçuğa bakması. Bu çocukların yaşları 0 ile 13 arası değişebiliyor. Kaç çocuğa bakabilecegi çocukların yaşlarına göre değişiyor. Ortalama saat ücreti kreşe göre daha düşük, bildiğim kadarıyla 5-6 Eur civari.

Çocuk bakım yeri ne olursa olsun, eğer ailede her iki ebeveyn de çalışıyorsa devletin çocuk bakı  yardımından faydalanabiliyorsunuz. Gelir durumuna ve bakım yerinin neresi olduğuna bağlı olarak bu yardımın miktari değişiyor.

Peki ya ev işleri, çocuk bakımı tarzı konularda Hollanda’da yardım bulabilmek kolay mı?

Açıkcası çok da kolay degil. Eğer çocuğunuz kreşe gitsin istemiyorsanız, yaşı küçükse vs tüm gün bakıcı bulmak zor. Ancak dedigim gibi bakıcı bir bayanın evine götürebilirsiniz çocuğunuzu, o daha yaygın. Gün içersinde birkaç saat yardıma gelecek birini bulmak, bütün gün çalışacak yardımcı bulmaktan nispeten daha kolay olabilir. Ancak yine de bir aksilik durumunda (bakıcının hastalığı vs) sizin koşup gitmeniz gerekiyor eve. Biz çözümü Türkiye’den tanıdığımız güvendiğimiz ve çocuk bakımından anlayan genc kızları Amsterdam’a au pair olarak getirmekte bulduk. Hem İngilizce kursuna gidiyorlar hem de yurt dışı deneyimi kazanıyorlar. Bize de küçük ev işleri ve çocuk bakımında yardımcı oluyorlar. Kazan-kazan yani :)

Yurt dışında yaşamaya başlayacak anne-çalışan kadınlara tavsiyelerin neler olur? İçlerindeki korkuları, endişeleri yatıştırmak için neler söylemek istersin?

Gitmeden önce yaşayacağınız yerdeki insanlarla iletişime geçin , gerek tanıdıklar vasıtasıyla, gerek sosyal medyadaki gruplar aracılığıyla . O ülkede, o şehirde yaşamanın kolaylıklarını ve zorluklarını öğrenin. Ne kadar hazırlıklı giderseniz, alışmanız ve uyum sağlamanız o kadar kolay olur. Açık fikirli ve esnek olun. Kültürel farklılıkları bir zenginlik olarak görün ve onlarla yaşamaktan keyif alın. Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle…

Vegan cenneti Amsterdam

Simdi diyeceksiniz ki vegan mi oldunuz? Yok olmadik 😊 Bizim evde Hakan etcidir, bense daha cok otcu. Ege ara sira yer, yedi mi de keyifle yer. Ekin ise bir sekilde et yemeye henuz tam anlamiyla isinamadi, hem de ne kirmizi ne beyaz.. Acaba insan dogustan vejetaryen olabilir mi diye dusunuyoruz ara sira. Zamanla gorecegiz bakalim.

Dedim ya ben daha cok otcuyum diye. Son zamanlarda beslenme seklim ve istegim, vegan olmasa da vejeteryana daha cok yaklasiyor. Sut ve et urunlerini kullanmayi azalttim ve evet Cowspiracy filminin bunda etkisi buyuk. Evet dogaya, cevreye ve surdurulebilir bir yasama verdigim onemin de etkisi hissedilir derecede. Diger yandan yasadigim cilt problemleri ve de vucudumun kirmizi et urunlerine gosterdigi isteksizlik de ustune mum dikince, kacinilmaz bir sonuc olarak beslenme seklim de evrilmeye basladi. Sebze, meyve, tahil ve deniz urunleri agirlikli beslendikce kendimi daha mutlu ve saglikli hissediyorum. Gel gor ki vegan olmaya kendimi henuz hazir hissetmiyorum, bazi aliskanliklar zor birakiliyor ama yesil beslenmeye daha yatkin oldugum kesin 😊 Eh bi de Izmirlilik var serde; bol otlu, zeytinyagli, sebze ve balik agirlikli bir beslenme ile buyuyunce su an bulundugum yer cok da sasilasi bir yer degil 😊

Hal boyleyken restoran secerken illa da menusunde et olsun diye bakmiyorum. Hatta vegan ya da vejetaryen restoranlar ve cafeler denemek cok hosuma gidiyor cunku cogumuzun etsiz olursa birseye benzemez diye dusunebilecegimiz yemeklerin aslinda icerik acisindan ne kadar zengin ve de lezzetli olabilecegini bana gosteriyor. Bu sekilde kendimi hafiflemis hissediyorum, daha mutlu ve de daha saglikli.. Iste bundandir yasadigim sehirdeki vegan ve vejetaryen mekanlari kesfetmekteki istek ve merakim 😊

Butun dunyada zaten cok yaygin bir trend haline geldi veganlik. Brad Pitt ve Natalie Portman’dan tutun da Beyonce’den Miley Cyrus’a kadar bircok unlu isim de veganligi benimsemis durumda. Dogaya, cevreye ve hayvanlarin maruz kaldiklari muameleye karsi bilinc ve hassasiyet arttikca da yayilmaya devam ediyor. Her ulkede Amsterdam’daki kadar cok vegan secenek olsa saniyorum daha cok insan hayvansal gida tuketimini azaltir hatta belki tamamen birakir.

Avrupa’nin en vegan dostu sehirlerinin basinda gelen Amsterdam, vegan ve vejetaryenler icin tam bir cennet. Kafelerde inek sutu yerine, badem sutlu, findik sutlu, soya sutlu ya da yulaf sutlu kahve icmeniz, vegan ve glutensiz kekler yemeniz mumkun. Sehirde her gun yeni bir vegan restoran/cafe aciliyor, mevcut restoranlarin da vegan/vejetaryan yiyecek secenekleri artiyor, cesitleniyor. Bir gun hayvansal gidadan tamamen vazgecersem, Amsterdam’da hic ac kalmayacagim kesin 😊

Simdiye kadar Amsterdam’daki bazi vegan restoranlari deneme sansim oldu. En cok begendiklerimi ve de yakinda denemeyi dusunduklarimi sizlerle de paylasmaktan zevk duyarim 😊

Meatless DistrictKahvalti, ogle ve aksam yemegi icin ziyaret edilebilir. Cikolata ve muzlu tostu, MD Burger’i, vegan sezar salatasi, ve  patatesi yemenizi siddetle tavsiye ederim. Yemekler 100% vegan ve organik, ve genellikle ev yapimi. Butun yemekler o kadar lezzetli ki, gercekten burasi vegan mi diye dusunebilirsiniz, evet hersey ama hersey bitkisel icerikli..

Bilderdijkstraat 65-67, Amsterdam 

MD

DopHert: Westerpark’a yakin Spaarndammerbuurt’deki bu kucuk ama sevimli kafenin muhtesem kekleri, lezzetli sandvicleri ve hamburgerinden hangisini denerseniz deneyin, bu lezzet soleninin aklinizi basinizdan alacagina eminim! Siparisinize tatli patates kizartmasini da eklerseniz, sizi kendine hayran birakacagi garanti 😉 Kahvalti ve oglen yemegi icin haftanin 6 gunu acik (Sali haric), Persembe, Cuma ve Cumartesi aksamlari da aksam yemegi servisi yapiliyor.

Spaarndammerstraat 49H, Amsterdam 

dophert

Mr. & Mrs. Watson: Veganlar ve peynir asiklari icin bicilmis kaftan bir mekan burasi. Burada hersey 100% vegan: ananas derisiyle kapli koltuklardan tutun da Fransiz fistigindan rokfor ve brie’li “peynir” tabagina kadar..Uzeri surpriz lezzetlerle dolu Watson turtasini (tatli degil tuzlu) ve de fistik ezmeli ve cikolatali brownie’yi denemeyi ihmal etmeyin 😊

Linneauskade 3H, Amsterdam 

mr and mrs

Spirit: Amsterdam’in dogusunda yeni acilan bu café/restoranda dilerseniz tek basiniza, dilerseniz cocuklariniz ve/veya arkadaslarinizla saatlerce vakit gecirebilirsiniz. Organik agirlikli bufesinde vegan bircok yemek, corba, atistirmaliklar ve tatlilar var. Cocuklar icin ayrica bir oyun kosesi var. Hem ferah hem de keyifli bir mekan.

Czaar Peterstraat 2a, Amsterdam

spirit2

Juice Brother x Van Leeuwen: Super saglikli meyve sulari, vegan salatalar ve atistirmaliklardan sonra bir de vegan dondurmaya kim hayir diyebilir 😊

Haarlemmerplein 43, Amsterdam 

juice

Vegan Junk Food Bar:  Overtoom ve Pijp olmak uzere iki farkli semtte subesi olan bu vegan bar, musterilerine birbirinden lezzetli atistirmaliklar, salatalar, vegan ‘kofte’ (bitterballen), vegan hamburger hatta vegan mayonezli tatli patates kizartmasi sunuyor.

Staringplein 22, Amsterdam 

Beter en LeukEn kisa zamanda, bir pazar sabahi vegan brunch’ini denemeyi dusundugum Beter en Leuk’te envai cesit tatlilar, corbalar ve sandvicler var. Ve tabii ki hepsi biyolojik ve saglikli. Amsterdam’in dogusundaki mekan, haftanin her gunu sabah 8.30/9.30’dan aksam 5e kadar acik.

Eerste Oosterparkstraat 91, Amsterdam 

beter en leuk

VegabondLeliegracht uzerindeki bu sevimli café guleryuzlu hizmeti ve leziz yiyecek ve icecekleri ile sehrin gobeginde kucuk bir vegan cenneti.

Leliegracht 16, Amsterdam 

vegabond

D&A Hummus Bistro: Bir vegan / vejetaryenin hayatinda humus olmazsa olmaz, biz de ailecek cok severiz. Bu kucuk ama sevimli humuscu Amsterdam’in Jordaan mahallesinde, ve de cok popular bir mekan. Ortami keyifli, yemekleri cok lezzetli ve servisi de guleryuzlu. Ustune ustluk Amsterdam fiyatlarina gore fiyatlari da gayet uygun. E hadi oyleyse, hep birlikte humus yemeye 😊

Westerstraat 136, Amsterdam

humus

Amsterdam’in vegan ve vejetaryen restoran ve cafeleri saymakla bitmez. Daha kesfedilecek cok mekan var. Yeter ki isteyin, yeter ki deneyin.. Bakin sizi nasil sasirtacaklar 😊

Yine Scarlett yine Hooft yine Graafland

Bundan tam 5 sene once Huis Marseille Fotograf Muzesinde ilk kez buyuk capli bir sergi gerceklestiren Scarlett Hooft Graafland‘in bu yil yine harika bir fotograf sergisi duvarlarini susluyor ayni muzenin. Gectigimiz 5 sene icersinde uluslararasi fotograf dunyasinda adindan cokca soz ettiren Scarlett’in fotograflari Kanada, Bolivya, Peru. Guney Kore ve Isvec’te sergilendi.

Bu yilki yeni serginin adi Senin Gibi Kiyilar (Shores Like You). Ismini Baudelaire’nin unlu siiri “L’invitation au voyage” yani Yolculuga Davet’den esinlenerek alan sergi yine muhtesem doga manzaralarini, yerli halkin destegini ve fotografa katilimini ve de dusunduren kompozisyonlari barindiyor bunyesinde.

Look Cook Look – Vanuatuscreen-shot-2016-11-07-at-14-02-39

Scarlett’in agaclara olan duskunlugu onu hakkinda ilginc hikayeler anlatilan agaclarin pesinde uzak diyarlara suruklemis. Agaclara olan tutkusu cocuk yaslarinda baslayan Scarlett’in bu sevgisinin bir diger nedeni de agaclarin sessiz bir sekilde zamana ve tarihe taniklik etmis olmalari. Yemen’e yakin Socotra adasindaki Ejderha Kani Agaci, Isvec’te bulunan dunyanin en eski agaci kabul edilen Yasli Tjikko ve sadece Yeni Kaledonya’da yetisen Araucaria Columnaris adli kozalakli agac yolculuklarinin rotasini belirlemis.

Dragon Blood Tree – Socotra/Yemenscarlett

Bu agaclardan sonuncusunu 18.yuzyil kasiflerinden James Cook’un bir kitabinda okuyan Scarlett, James Cook’un agaci daha yakindan gormeye calisirken gemisinin mercan kayaliklarina carpmasi ve batmasindan etkilenip, merakini gidermek icin ta Yeni Kaledonya’ya gitmis, ancak burasini cekim yapmak icin yeterince otantik bulmamis. Onun yerine Pasifik’teki Vanuatu takim adalarindaki bir baska adaya, Maskelyne’e gitmis fotograf cekimleri icin. Gittigi yerde tesaduf eseri James Cook‘u 1774 bu adada agirlayan ve sonra da batan gemisinin replikasini yapan ailenin fertleriyle tanismis, tabii Resolution adli bu gemiyi de kompozisyonlarina dahil etmis.

Resolution – Vanuatuscreen-shot-2016-11-07-at-13-33-46

Kompozisyonlarinda hem dokunulmamis, bozulmamis diyarlarin dogal guzelligini hem de guncel evrensel sorunlari ustalikla birlestiriyor Scarlett. Colun ortasinda baslarini beyaz yerine pembe uzun bir sal ile kapayan biyikli Dubai’li adamlar, bir yandan yasadiklari toplumda sadece kadinlarin baslarini ortmesi gercegi ile tezat olustururken, diger yandan kullandiklari salin aynisi bir baska resimde kullanildiginda (Isvec’te yosun kapli bir kayaya sirtini dayamis gocmen bir adamin basinda) bugunun multeci krizine de gondermede bulunuyor.

Dunes Like You – Dubaiscreen-shot-2016-11-07-at-13-33-13

Touching Base – Isvecscreen-shot-2016-11-07-at-13-33-57

Scarlett’in uzun arastirmalara dayali fotograflarinin basarisindaki bir diger etmen ise yerli halkin fotografciya verdikleri destek. Yerliler ile kurdugu karsilikli guvene dayali iliskiler sayesinde onlardan konaklama, rehberlik ve modellik destegi alan Scarlett, bazen onlardan kendi fotografini cekmeleri konusunda da yardim almis.

Scarlett’i yakindan takip etmeye devam edecegim cunku biliyorum ki umut vaadeden, adindan daha cok soz ettirecek olan basarili bir fotografci o. Orjinal adiyla Shores Like You sergisi 4 Aralik 2016 tarihine kadar Amsterdam Huis Marseille muzesinde gorulebilir.

Simdiden iyi seyirler.

 

Cocuklu Aileler icin Amsterdam Rehberi

Onumuzdeki Mayis ayinda 3-4 gunlugune cocuklariyla Amsterdam’a gelecegini soyleyen ve bana cocuklarla Amsterdam’da neler yapilabilecegini soran bir arkadasim vesilesiyle detayli bir “Cocuk Dostu Amsterdam” listesi yapma sansim oldu. Hazir boyle bir liste yapmisken Amsterdam’a yolu dusen diger cocuklu ailelere de bir faydamiz dokunsun dedim. Tabii her zamanki gibi bizim icin de gorsel ve yazili bir hafiza olacak bu liste; boylece ‘bugun ne yapsak’ diye dusunup aklimiza birsey gelmediginde ona danisabilecegiz..

Oncelikle Amsterdam gercekten cok cocuk dostu bir sehir, yapilacak bir suru sey var.. Amsterdam’a baharda ya da yaz aylarinda yolunuz duserse buyuk ihtimalle acik havada vakit gecirmek istersiniz (hava durumu el verdigi surece). Ancak hava yagmurlu olursa ya da sonbahar/kis aylarinda gelecek olursaniz gidilebilecek bircok cocuk dostu kapali mekan da var.

Amsterdam Yeme Icme Rehberi adli yazimizda oldugu gibi bu yazi icin de onerilerimizi Amsterdam haritasi uzerinde gostermenin daha guzel ve pratik olacagini dusunduk. Buyrun efenim.. Detayli aciklamalar ise asagida..

 

Bot turu: Amsterdam’a daha once hic geldiniz mi bilmiyorum ama gelmediyseniz ya da daha once yapmadiysaniz kanallarda yapacaginiz bir bot turu hem sizin hem de cocuklarin hosuna gidecektir.

Vondelpark: Sehrin ortasinda kocaman bir park. Hava guzelken cok keyifli oluyor orda gezmek, bisiklete binmek, piknik yapmak.. Amsterdam’a gelirken parkta uzerine oturabileceginiz bir ortu getirmenizi tavsiye ederim. Vondelpark icinde ayrica cocuklar icin bircok park var; en guzelleri Groot Melkhuis (café + oyun parki) ve cocuk havuzlu park (hava sicak oldugunda cocuklar o havuza giriyorlar, bir karis suda cilginlar gibi egleniyorlar). Groot Melkhuis’da her carsamba ogleden sonralari saat 2 ile 4 arasi 4 yas ustu cocuklar icin sanatsal aktiviteler duzenleniyor, 5 Euro karsiliginda katilabilirsiniz, katilim herkese acik.

groot melkhuis

Eger Vondelpark’in kuzeyine kadar giderseniz orada da bir café icersinde cocuklarin oynayabilecegi kum havuzu var, adi Vondeltuin. Burasi da lokaller arasinda cok populer bi mekan.

vondeltuin

Bisiklet Kiralama: Cocuklarla bisikletle gezmeye alisik misiniz bilmiyorum ama Amsterdam’da cocuklari da tasiyabileceginiz Bakfiets’lerden bir tane kiralayabilirsiniz. Bakfiets onunde kasasi olan bir bisiklet. Iki ve uc tekerlekli cesitleri var. Iki tekerlekli ilk etapta zor gelebilir, o yuzden 3 tekerlekli olani tavsiye ederim. Bakfiets size buyuk ve agir gelirse ve de eger cocuklariniz 9 aydan buyukse alternatif olarak Mamafiets (onde ya da arkada cocuk koltugu oluyor) bisikletlerle de gezebilirsiniz.. Bisikletcide mamafiets yoksa, onde (bebekler icin) ve arkada (cocuklar icin) ozel cocuk koltugu takilmis normal bisikletler de ayni islevi gorecektir. Black Bikes, Amsterdam’daki bisiklet kiralama sirketlerinden bir tanesi..

fiets-met-kinderzitje-voor

Bisikletle gezmek hem cok keyifli hem de size rahatca gezme imkani sunar. Bisiklet yollari sehrin her yerinde var ve genel olarak cok guvenli. Bisikletle once biraz pratik yapmanizi tavsiye ederim parklarda ya da bos sokaklarda, boylece aktif trafikte daha rahat gidersiniz. Saga sola donerken elinizle/kolunuzla donusunuzu isaret etmeniz gerek. Bisiklet yollarinda da duraksama yapmayin, eger yolda ne tarafa gideceginiz konusunda kararsiz kalirsaniz kenara cekip aranizda konusun.. Benden size tavsiye ;)

Jordaan’daki organik pazar (Noordermarkt) ailecek hepinizin hosunuza gidebilir, cumartesi gunleri kuruluyor. Noorderkerk kilisesinin onunde kucuk bir oyun parki da var. Hemen yakinlarindaki Winkel 43 adli cafede de elmali turta yemeyi ihmal etmeyin.

Artis Hayvanat bahcesi cocuklar icin cok eglenceli bir yer. Amsterdam’in dogusunda.. Ulasim tramvayla yapilabilir. Oldukca buyuk bi hayvanat bahcesi, bir tam gune yakin orada gecirmeniz mumkun. Ama tabii yarim gun gezip cikabilirsiniz de.

Westergasfabriek’te yaza dogru bir suru aktivite/festival oluyor. Gelmeden once bakabilirsiniz internetten. Buraya da tramvayla ulasim oldukca kolay. Festival yoksa bile restoranlar ve cafeler var ve her daim acik.. Ayrica buyuk bir oyun parki var; kucuk cocuklar icin ayri, buyuk cocuklar icin ayri iki bolumden olusan.. Her ikisi de cok guzel. Yine burada bir tane cocuk ciftligi var, cocuklar iceri girip hayvanlari sevebiliyorlar, besleyebiliyorlar.

Westergasfabriek playground  Kinderboerderij-Westergasfabriek

Sehrin biraz dogusunda Roest diye bir plaj var, cocuklar kumlarda oynarken (denize girilmiyor, yapay bir plaj, cocuklar icin guvenli) siz gunesin ve guzel havanin keyfini cikarabilirsiniz…

amsterdam roest

Kapali mekanlara gelecek olursak:

Nemo Bilim muzesi: Burasi tam cocuklara gore bir muze. Hava guzel olsa dahi bence cocuklarla mutlaka gitmeli.. Terasindan da guzel bir Amsterdam manzarasi izleyebilir, guzel vakit gecirebilirsiniz.

Nemo

Halka acik kutuphane, OBA (Nemo’nun hemen arkasinda); herkese acik, ucretsiz. Alt katta kocaman bir cocuk kitaplari bolumu var.. Kutuphanenin disinda zemin katta uygun fiyatli ve lezzetli Italyan yemekleri yapan Vapiano ve kutuphanenin icinde en ust katta da bircok yemek cesidi bulabileceginiz lezzeti de fena olmayan La Place adli restoran var.

oba amsterdam

Van Gogh Muzesine (Muzeler meydaninda) giderseniz orada cocuklar icin sanatsal aktiviteler duzenliyorlar.. Internet sitesinden bakip onceden rezervasyon yapabilirsiniz. Biletleri de onceden internetten almanizda fayda var cunku artik muzeye randevuyla aliyorlar.

Muzeler meydanindaki bir baska onemli muze olan Rijskmuseum‘un da cocuklu (6+) aileler icin her gun 4.00-15.00 arasinda duzenledigi ozel turlari sayesinde cocuklarinizin sanat askini pekistirebilirsiniz. Bu turlar icin en az iki hafta oncesinden rezervasyon yapmanizda fayda var.

Cocuklar icin ilginc olabilecek bir baska muze de Amsterdam Muzesi. Muzeye ev sahipligi yapan bina 400 yil boyunca Amsterdam’in Sehir Yetimhanesi olarak gorev yapmis. Muze, icindeki Kucuk Yetimhane (The Little Orphanage) ile kucuk ziyaretcilerini o zamanlara goturup yetimhanedeki yasami tum duyulariyla deneyimleyebilmelerini sagliyor. Muzede ayrica 4+ cocuklar ve aileleri icin ozel duzenlenen aile turlarina katilabilirsiniz.

het_kleine_weeshuis

Denizcilik Muzesi: Hollanda’nin denizcilik tarihini merak ediyorsaniz (ki kendileri bundan cok gurur duyarlar:) bu muze tam size gore! Bu muzede 18.yuzyildan kalma bir geminin replikasini cocuklarinizla zevkle gezebilirsiniz. Hangi cocuk gemide kaptancilik oynamayi sevmez ki? Ayrica ‘gemide hayat nasil olur?’ adli bir cocuk oyunu/test de hazirlamislar, cocuklar testteki sorularin cevaplarini bulurken hem ogreniyorlar hem de egleniyorlar.

maritime museum

Eger vaktiniz ve firsatiniz olursa Tropenmuseum (Amsterdam’in dogusunda) de bir baska cocuk dostu muze olarak ziyaret edilebilir.

Biraz da spor.. Merkez kutuphanenin (OBA) az ilersinde bir tirmanma merkezi var, de Klimmuur, 4+ yas cocuklar icin. Ailecek hem spor yapip hem de eglenebilirsiniz. Her ayin ilk carsambasi saat 1 ile 5 arasi 4-12 yas arasi cocuklar icin ozel egitim veriliyor.

de Klimmuur

Gelelim sehir merkezindeki cocuk dostu cafelere: 

  • Blender: Burasi bir konsept mekan. Iceride hem cocuklar icin oyuncak, kiyafet satan bir dukkan, hem bir cafe, hem de arka tarafta cocuklar icin oyun alani var. Siz kahvenizi icerken cocuklariniz arkadaki oyun alaninda oynayabilir.
  • Kinderkookcafe: Vondelpark icinde kucuk bir cafe. Her ayin ilk cumartesi gunu cocuklara yemek yapmayi ogretiyorlar.
  • Pancakes! Amsterdam: Burasi kucuk bir mekan, ama turistler arasinda cok populer, cocuklara karsi da cok ilgililer. Nine Streets (Jordaan) bolgesinde. Krepler cocuklarin da yetiskinlerin de hosuna gidebilir, kahvalti ya da oglen yemegi icin tercih edilebilir. Sonrasinda da civardaki kucuk butikler, dukkanlar ziyaret edilebilir.
  • Yine sehir merkezinde, oldukca da turistik bir mekan olan Carrousel Pannenkoeken adli krepci, cocuklariniz mekanin tam ortasindaki atli karincaya binerken size de biraz soluklanma imkani sunacaktir.  
  • Cafe De Jaren: Muntplein’e yakin, kanala bakan guzel bir terasi var. Teras cocuklar icin cok ideal olmayabilir guvenlik acisindan, ama ic mekan oldukca genis ve cocuklarla rahat edilebilir.
  • Dam meydanindaki Bijenkorf alisveris merkezinin en ust katinda yine La Place restorani var, yemekler muhtesem olmasa da bircok cesit var ve idare eder.. Cocuklarla rahat oturulup yemek yenilebilir.
  • Sehir merkezinden birazcik disarida ama Amsterdamlilar arasinda oldukca hip bir mekan olan De Hallen‘i da vaktiniz olursa tavsiye ederiz. Eskiden bir tramvay deposu olarak kullanilan bu mekan restore edildikten sonra bir sanat, kultur ve eglence merkezi haline geldi. Burada da zaman zaman lokal urunler pazari kuruluyor. Icinde bircok yerli restoranin standlarinin oldugu buyuk bir yemek holu, dukkanlar ve sanat evi var. Bir de Belcampo adli cafe var ki burasi da cafe+cocuk alani olmasi sebebiyle lokaller arasinda cok populer. Cafenin hemen arkasi da yine bir kutuphane.

Cocuklar icin alisveris yapmak isterseniz bu linkten bulundugunuz yere yakin dukkanlari bulabilirsiniz.

Velhasil, Amsterdam cocuklarla rahatlikla gelinip gezilebilecek bir sehir.. Hem guzel havada hem de yagmurlu ve soguk havada yapilabilecek bircok aktivite, gezilebilecek bircok yer var. Umarim hazirladigimiz bu rehber cocuklarinizla Amsterdam’da guzel vakit gecirmenizde faydali olur. Iyi eglenceler!

Italyan Usulu Tiramisu Tarifi

Bizim evin en favori tatlisidir tiramisu.. Yapilisi kolay, yemesi olaydir :) Ama bastan pesin pesin uyaralim. Hazir pasta keki ve labne peyniri ile yapilan bir Tiramisu tarifi ariyorsaniz, google’da cikan diger sonuclari degerlendirin derim, bu tarif aslina uygun olarak yapilan bir Italyan Tiramisu tarifidir sevgili tiramisu severler :) DSC_3781 Tarifin kendisini Italyan Yemek Safarisi adli bir tv programinda izledik ve ilk denememizde bayildik bayildik.. O gun bugundur baska Tiramisu tarifi aramayiz, bilmeyiz, yapmayiz.. Bu tarifin bol bol tarafimizdan denenmisligi vardir, o acidan rahat olun.. Yeter ki tum malzemeleri usenmeyin alin, ve merengi tarife uygun yapin; gerisi cooook kolay.. Blogumuzdaki yemek tarifleri icin video cekmeye basladigimizdan beri yakin cevremizden ve takipcilerimizden cok olumlu tepkiler geldi. Biz de bu tarife amator bir video cekip, duzenledik. Umariz hem videomuzu hem de tarifimizi begenir, bol bol tiramisumuzu kendinize ve sevdiklerinize yapar afiyetle yersiniz! Not: Videoyu aslen gecen sene bu zamanlarda (Ege’nin bir oglen uykusunu firsat bilerek) cekmis olmamiza ragmen ancak firsat bulup son haline getirebildik. Fotograflardaki bu kucuk bebek su an nerdeyse iki yasinda :) DSC_3795 Tiramisu Tarifi

Hazirlama suresi – 45 dk
Pisirme suresi – 15 dk
10-12 kisilik

Malzemeler

  • 3 yumurta sarisi
  • 60g pudra sekeri
  • 500g mascarpone peyniri
  • 20-30 kedidili biskuvisi
  • 1 litre sicak espresso kahvesi
  • 100 g bitter parca cikolata
  • Toz kakao

Italyan mereng icin 

  • 100 ml su
  • 250 g seker
  • 125 ml yumurta beyazi (4–5 yumurtadan)

Hazirlanisi

  • Once 3 yumurtanin sarisi ile beyazini tertemiz iki farkli kaba ayirin. Sarilarin oldugu kaba pudra sekerini ilave edip, blender ile yuksek hizda karistirin, ta ki matlasip koyulasana kadar.  Uzerine mascarpone’yi ilave edip blenderla orta hizda karistirin, malzemeler birbiriyle homojen olarak karisana kadar (cok uzun karistirmamaya dikkat edin yoksa mascarpone dagilabilir). Karisimi bir kenara ayirin.
  • Merengi yapmak icin; cok temiz, yagsiz bir sos tavasina suyu koyun ve yavasca sekeri ilave edin, tum sekerin islanmasini saglayin. Orta ateste isitmaya baslayin ta ki serbetiniz soft-ball stage denilen ve 112 C’ye tekabul eden sicakliga ulasana kadar. (Ek bilgi olarak buna soft-ball stage denmesinin sebebi ve nasil anlasildigina gelecek olursak; cok az miktarda serbeti soguk suda attiginizda onu elinizle top sekline getirebiliyorsaniz iste soft ball stage buna denir)
  • Diger bir kapta bekleyen 3 yumurta beyazina 4. yumurtanin da beyazini ekleyin ve yuksek hizda blenderla karistirin, ta ki blenderin cirpma tellerini kaldirdiginizda kucuk orta boy tepecikler olusana kadar.. Bu ne bicim tarif diyorsaniz videodan fikir alabilirsiniz, iste videolu tarifin faydalari :) Bi yandan blenderla cirpmaya devam ederken diger yandan 112C’ye kadar kaynayan sicak serbeti incecik bir oluk halinde bu karisima ilave edin. Karistirmaya merenginiz soguyana kadar devam edin.
  • Soguyan merengi mascarpone karisimina ilave edin. Bir kenara ayirin..
  • Kedidili biskuvileri sicak kahvenin icine 1-2 kez sokup cikarin, hafifce nemlendirin. Biskuvileri hafifce birbirine bastirarak fazla kahvesini alin (biskuvilerin kahveyi tamamen emmemesi gerek, kahveyle islattiktan sonra ortalarinda hic kahve degmemis yerler hala kalmali). Biskuvileri buyuk bir cukur kaseye ya da tercihe gore cam firin kabina tek sira halinde, kabin her tarafini kapatacak sekilde dizin.
  • Biskuvilerin uzerine parca cikolatalari serpin ve mascarpone karisiminin ucte birini (derin kaptaysa) ya da yarisini (yayvan kaptasa) uzerlerine surun. Uzerine yine kahveyle nemlendirilmis biskuvileri, parca cikolatalari ve mascarponeyi bir kat daha gecin. Eger derin kap kullaniyorsaniz ayni kattan bir tane daha hazirlayip en uste kalan mascarponeyi duzelterek surun.
  • Hazirladiginiz tiramisuyu en az 2 saat (kesilebilecek kivama, sertlige gelene kadar) buzdolabinda dinlendirin.
  • Servis etmeden hemen once uzerine toz kakao ya da varsa cekilmis kahve serpin.

Afiyet olsun! tiramisu by thekitchencrashers.com

Ali Ocakbasi Amsterdam

Kac yil gecti aradan ayri gayri, bitsin artik bu hasret bulusalim gayri… sarkisiyla herkese tekrar merhaba :)
Son blog yazimizi ailemizin yeni uyesi gelmeden bir ay once yazmisiz, hamileligimin tam 36. haftasinda. E iste ondandir bu kadar uzun suredir blogdan ayri kalisimiz.. Sebebi hayirli, cok tatli, cok boncuk bir erkek cocugu. Neredeyse 2 yasina girecek; bebeklik aylarini atlattik, haliyle biraz da rahatladik. Oyleyse hadi madem, blogumuza kaldigimiz yerden devam edelim. Insallah bundan sonra arayi cok acmayiz :)
Gecenlerde Amsterdam’daki Turk restoranlarina harika bir yenisi eklendi, adi Ali Ocakbasi. Kebabin en hasini, en lezzetlisini arayanlar icin ideal mekan. Aslinda sadece kebap icin degil, iyi et yemek icin de harika bir restoran. Ustelik yeri de cok merkezi, Utrechtsestraat ile Herengracht’in kesistigi yerde, Rembrandtplein’in hemen arkasi. Yerinin merkezi olmasi sebebiyle ozellikle cuma ve cumartesi aksamlari rezervasyonsuz gitmek sizi hayal kirikligina ugratabilir, masa bulamayabilirsiniz. Mutlaka rezervasyonunuzu yaptirin onceden.
Yemeklerine kisaca deginecek olursak.. Saslik, fistikli kebap ve kusneme bizim ana yemeklerde favorilerimiz. Yesil salatasi cok guzel. Tatlilardan da kunefe ile peynirli irmik helvasi kacmaz..
Ali Ocakbasi’nin ortaklari benden restorani fotograflamami rica ettiler, ben de seve seve cektim. Umarim sizin de istahinizi kabartir, ve yolunuzun Ali Ocakbasi’na dusmesine vesile olur.
Facebook sayfasi icin buraya tiklayin..

DSC_6723

DSC_6712     DSC_6356     DSC_5932

DSC_6528

DSC_5865

DSC_6573

DSC_6215

DSC_6557      DSC_6592

DSC_6224

DSC_6041     DSC_6063     DSC_5998

DSC_6665    DSC_6689

Afiyet olsun!

Harika bir Yaz Yemeği: Keçi Peynirli Kabak Graten

Uzun zamandır ara verdiğimiz blogumuza yepyeni bir tarifle geri dönüyoruz. Sizi bilmem ama ben her türlü kabak yemeğini çok severim, mücverinden tutun da kabak dolmasına, kabak çiçeği kızartmasından klasik yoğurtlu kabak yemeğine kadar. Bu sefer farklı ve pratik bir kabak yemeği denemeye karar verdik. Taze otlu, keçi peynirli, tam da yaza uygun fırında kabak graten.. Başladık malzemeleri hazırlamaya:
DSC_0217
Malzemeler:
200 ml crème fraiche (krema)
Bir tutam taze maydanoz (güzelce doğranmış)
Bir tutam frenk soğanı (yoksa taze kekik, fesleğen koyabilirsiniz)
Bir tutam taze çekilmiş muskat
55 gr kaşar peyniri
1 kg kabak, ince halkalar halinde doğranmış
120 gr yumuşak keçi peyniri
Deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber
Hazırlanışı:
Fırını önceden 190 dereceye ısıtın.
Bir kaseye kremayı, maydanozu, frenk soğanını (ya da diğer yeşil yapraklı taze otları), muskati, tuz ve karabiberi koyup, hepsini güzelce çırpın. Kaşar peynirinin de yarısını ilave edin.
İnce dilimler halinde kestiğiniz kabakların yarısını tereyağı ile yağladığınız 24cm çapındaki fırın tepsisine guzelce dizin ve üzerine kalan kaşar peynirini serpiştirin. Biraz tuz ilave edin.
Üzerine kalan kabakları da dizip biraz daha tuzlayın. Ardından, hazırlamış olduğunuz kremalı karışımı kabakların üzerine güzelce yayın. Son olarak keçi peynirini ufalayarak en üste serpiştirin.
Fırında yaklasık 30-40dk üzeri kızarana kadar pişirin. Yanında karışık salata ve taze çıtır ekmekle hemen servis edin.
İşte bu kadar pratik! İnanın bir o kadar da lezzetli. Şimdiden hepinize afiyet olsun.
DSC_0223

Güneybatı Amerika Finali: Büyük Kanyon

Page’den Büyük Kanyon, Amerika’daki bütün mesafeler gibi, oldukça uzak. Biz Page’den aşağıya indiğimiz için Büyük Kanyon’un en sık kullanılan güney girişinden değil, 40km uzaktaki doğu girişinden girdik. Kış olduğu ve hava erken karardığı için aslında doğu kapısından girmemiz bizim için şans oldu. Bu kapıdan girince, kanyonun ortasındaki Grand Canyon Village’a kadar birçok gözlem noktası var. Bu noktalar genelde terste kaldıkları için daha az uğrak noktalar ama en az diğerleri kadar güzeller.
Desert View
Kapıdan girdikten sonra arabamızı ilk kenara çektiğimiz nokta Desert View oldu, burası doğudan giren ziyaretçilere Büyük Kanyon’un ilk görüntülerini sunuyor. Büyük Kanyon dünyanın 7 doğa harikasından biri. Burası gerçekten de doğanın bizlere en büyük armağanlarından, yer yüzünün milyonlarca yıllık hikayesini katman katman anlatıyor. Amerika kıtasının jeolojik tarihinin neredeyse bütününe bu yarıktan bakabiliyoruz.
panorama 1
Bu topraklarda bir zamanlar bulunan okyanustan kalma deniz canlısı fosilleri de var, 10binlerce yıl sonra aynı yerde oluşmuş yağmur ormanlarının da izi var, şu anki çöl halinin de. Büyük kanyon hem kıta kaymalarının, hem de Kolorado Nehri’nin toprağı aheste oymasının sonucunda bugünkü haliyle karşımızda. Hala her gün biraz biraz değişiyor, büyüyor. Her katmanda sarının, kırmızının, toprağın bambaşka renklerini önümüze getiriyor.
10
Desert View Point’teki bir diğer güzellikte 1932’de mimar Mary Colter tarafından, Kızılderili geleneklerinin etkisinde inşa edilmiş tarihi gözetleme kulesi. Kule hem tepesinden harika bir manzara sunuyor. Hem de kullanılan doğal taşlar sayesinde çevresiyle müthiş bir uyum içinde tarihe tanıklık ediyor.
 20  _DSC4485  _DSC4683
Burada epey vakit geçirip fotoğraflar çektikten sonra sırasıyla Navajo Point, Moran Point ve Grandview Point’te de bambaşka açılardan Büyük Kanyon’u izleme şansı bulduk.
Grand Canyon Village’a, 1800lerin sonunda Büyük Kanyon turistikleşmeye başladıktan sonra kurulmuş parkın içindeki merkezi köye, vardığımızda hava artık kararmaya başlamıştı. Güney kapısından çıkıp otel ayarladığımız Tusayan’a doğru yola çıktık.
18
Tusayan’da otelimize gitmeden son olarak, National Geographic Ziyaretçi Merkezi’ndeki 3D IMAX salonunda Büyük Kanyon’la ilgili üç boyutlu bir belgesel izledik. Büyük kanyon ziyaretimiz için harika bir başlangıç oldu. Kanyonun keşfinin tarihi, jeolojik önemi vesaire birçok konuyu çok keyifli bir şekilde anlatan güzel bir kısa filmdi. Film çıkışı abur cubur bir şeyler atıştırıp otelimize giriş yaptık. Sonra da güzel bir uykuya daldık. Tabii ki Seda bizi sabah erkenden kaldıracaktı, Büyük Kanyon’da gün doğuşunu görmemiz şarttı;)
11
Sabah, yorgunluğumuzdan olacak, istediğimiz kadar erken uyanamadık. Bir şeyler atıştıralım falan derken zaten Büyük Kanyon’a vardığımızda güneş neredeyse doğmak üzereydi. Asıl hedefimiz merkez köyün doğusunda bulunan, ve gün doğumu için bize özellikle tavsiye edilen Yaki Point’e gitmekti. Baktık yetişemeyeceğiz, kanyonun en uğrak gözlem noktası olan, otoparklara da yakın Mather Point’e bir an evvel kurulmaya karar verdik.
9
İyi ki de böyle yapmışız. Pespembe gündoğumu buradan olağanüstü gözüküyordu. Öğlene doğru turist otobüslerinin uğrak yeri olduğu için Mather Point sevimsizleşebiliyor. Sabahın ilk ışıklarında ise daha çok fotoğraf sevdalılarının sessiz bekleyişi içinde adım adım yükselen güneşin aydınlattığı Büyük Kanyon’un duvarları eşsiz bir güzellik sunuyordu.
panorama 3
Güneşi de doğurmuşken gidip artık karnımızı tam anlamıyla doyuralım, ve gün boyu yapacağımız batı yamacı trekkingi için biraz erzak depolayalım dedik. Yemeğimizi yerken çalışanlarla biraz sohbet etme şansımız oldu, Bulgar bir çocuk geçtiğimiz birkaç yıldır burada yaşıyormuş, bir yandan fotoğraf çekiyor bir yandan da ekmek parası için restoranda çalışıyormuş. Birçok kitapta fotoğrafları kullanılmış, ondan bugünkü yolculuğumuz için birkaç fotoğraf tavsiyesi aldıktan sonra yola koyulduk.
16
Batı yamacı yoluna araba giremiyor. İki şansınız var, ya yürüye yürüye gezeceksiniz ya da 10 dakikada bir geçen servis araçlarını kullanacaksınız. Vaktimiz çok, yürümeyi de severiz dedik düştük yola. Batı tarafında 9 tane gözlem noktası var, dedik ki hepsini tek tek gezelim, günü nerede batıracağımıza karar verelim. Büyük Kanyon’un en güzel izlenebileceği nokta diye bir şey kesinlikle yok. Her bir nokta farklı bir bakış, farklı bir açı sunuyor. Büyük Kanyon o kadar büyük ki, bütün gözlem noktalarını gezseniz bile tam olarak boyutunu sindiremiyorsunuz.
panorama 2
Büyük Kanyonun dibini boydan boya kateden ilk insan olan bilim adamı ve kaşif John Wesley Powell’ın adının verildiği ve bir heykelle onurlandırıldığı Powell Point ve hemen onun yanındaki Hopi Point, ta Büyük Kanyonun içlerine kadar uzanan bir kaya yarım adasının üzerinde bulundukları için 270 derecelik manzaralarıyla oldukça etkileyiciler. Özellikle Hopi Point’in günbatımını izlemek için en doğru yer olduğu geçtiğimiz yüzyıldır park korucuları tarafından söylenirmiş.
12
Biz ise Seda ile özellikle Mojave ve Pima gözlem noktalarını beğendik ve gün batımını bu noktalardan yakaladık. Sonuç oldukça güzel oldu. Bu sene bizi İzlanda’da tanık olduğumuz kuzey ışıklarından sonra en fazla etkileyen şey Büyük Kanyon oldu. İnsan, bu görkemli doğal oluşumun tanığı olduğunda, kendini çok şanslı hissediyor.
14
Akşam yemeği için bir gece önceden rezervasyon yaptırdığımız, Büyük Kanyon Parkının içinde yer alan El Tovar Hotel’in restoranına gittik. Günler sonra şık bir yerde, güzel bir yemek yemeyi hakettiğimizi düşünüyorduk. El Tovar Hotel 1905 yılında buraya tren yolunun gelip turistikleşmesini sağlayan Fred Harvey Company şirketi tarafından kurulmuş. Mimarisiyle ve havasıyla dönemini hala yaşatan çok hoş bir otel. Seda’yla Amerikan usulü kocaman birer biftek yedik. Servis de lezzet de olağanüstüydü. Çıktığımızda gökyüzünde kocaman bir ay vardı, biraz da ay ışığıyla aydınlanmış büyük kanyonu izledikten sonra otelimize döndük. Böylece Büyük Kanyon maceramız da sona erdi.
15
Sabah kalktığımızda, geçtiğimiz haftayı Güney Batı Amerika’nın doğa mucizelerinin huzurunda, tertemiz hava ve bol bol yürüyüşle geçirmenin huzuru içindeydik. Artık biraz şehir yaşamını özlemiştik doğrusu. Arabamıza atlayıp San Francisco’ya giden uçağımıza atlamak üzere Las Vegas’a doğru yola çıktık…
19

Amsterdam Yeme İçme Rehberi

Son güncelleme: 28 Ocak 2017
Geçen gün düşündüm de, Amsterdam’da yaşamaya başlayalı 3-5 sene oldu ama blogumuzda bir tane bile Amsterdam yazısı yok.. Amerika macerasına kısa bir ara verip bu güzel bahar aylarında Amsterdam’a gelecekler için bir yazı yazalım dedik :)
Şimdi kalkıp Amsterdam’ın tarihinden girip müzelerinden ve görülecek yerlerinden çıkmaya kalksak bu yazı çok uzayacak. Eğer aradiginiz oyle bir post’sa sizi sevgili Gokce ve Fatih’in blog yazisina gonderelim, harika tüyolar bulabilirsiniz.. Biz en iyisi blogumuzun da başlıca iki konusundan biri olan yemek temalı bir yazı yazalım, hem de Amsterdam’a yolu düşenlere faydamız dokunsun :)
Bizim Amsterdam’a yolu düşen dostlarımızla paylaştığımız bir mekan listemiz var. Ara sıra listemizi güncelliyoruz, keşfettiğimiz yeni mekanları ekliyoruz. Yalnız şunu baştan belirtmekte fayda var. Bizim listemizde “seçkin” Hollanda mutfağını tadabileceğiniz mekanlar yok. Sebebi de zaten çok kısıtlı bir mutfak olan Hollanda mutfağını pek tercih etmiyor olmamız.. O yüzden Hollanda yemekleri tadacağınız mekanlar arıyorsanız, boşuna vakit kaybetmeyin, hemen google amcaya geri dönün :) Biz genelde Italyan, İspanyol, Meksika, Belçika, Japon yemeklerini ve lezzetli kırmızı et yiyebileceğimiz mekanları tercih ediyoruz. Tabii mutlaka daha denemediğimiz ama yemekleri muhteşem yerler vardır, ama biz bildiğimiz, dostlarımızı gönül rahatlığıyla yönlendirdiğimiz mekanları sizlerle de paylaşmak isteriz. Eğer cocuklu bir aileyseniz, son yazımıza da bekleriz (Cocuklu Aileler icin Amsterdam Rehberi).
Google Maps uzerinde bahsettiğimiz yerleri işaretledik, umarız işinize yarar:
Öncelikle otel kahvaltısını beğenmediyseniz ve güzel bir kahvaltı yapmak istiyorsanız gidilebilecek yerlerden bazıları şöyle:
Lunchcafe Single 404 – Özellikle haftasonu erken saatte gitmekte fayda var, rezervasyon almıyorlar. Sandviçleri çok lezzetli.. (Singel 404)
Dignita – Kahvalti, brunch ve ogle yemegi sunan bu cafede menudeki tum secenekler cok lezzetli. Iceriklerinin yerel mahsullerden ve de serbest dolasan tavuklarin yumurtalarindan olusmasi da cabasi. Iki farkli lokasyonda hizmet veriyor, haftasonlari rezervasyon alinmiyor. Sira beklememek icin erken gitmekte fayda var. (Koninginneweg 218h Vondelpark ve Nieuwe Herengracht 18a Hoftuin)
Sandwichshop Vennington – Ufak, yol üstü bir mekan. Hava güzelken dışarda oturmak keyifli, sandvicleri taze ve lezzetli. Rezervasyon alınmıyor.. (Prinsenstraat 2)
Vinnies – Haarlemmerstraat’da (Dam meydanina yakin) seker bir cafe. Menusu oldukca zengin.. Kahvalti, kek, sandvic, salata ve corbalarda organik urunler kullaniliyor.
Greenwoods – İngiliz kahvaltısı sevenlere şiddetle tavsiye edilir (Keizergracht 465)
De Ysbreeker – Amstel nehri kenarında, geniş iç mekanı ve büyük bir terası olan, taze sandviçler ve enfes tatlılar yiyebileceğiniz bir mekan.. (Weesperzijde 23)
DSC_0017
Cafeler:
Gün ortasında gidilebilecek birkaç cafe seçeneği..
Cafe de Jaren – Kanal kenarında hoş bir terası olan mekan.. Güzel havalarda terasta yer bulmak zor olur ama hemen pes etmeyin, manzara beklemeye değer (Nieuwe Doelenstraat 20)
Jordaan’da çok iyi Hollanda usulü elmalı tart (apple pie) yapan mekan: Winkel 43  (Noordermarkt 43)
Öğlenden sonra canınız pizza mı çekti? Güzel havada kanal kenarında küçük bir banka oturup muhteşem bir pizza yemenin zevki bir başka olur. Jordaan’daki Da Portare Via sizin için doğru adres…
Yoksa canınız hamburger mi çekti? O zaman Amsterdam’ın bize göre en iyi hamburgecisi olmaya aday Lombardo’s u denemeden geçmeyin. Lombardo’s müzeler meydanına çok yakın.. İçerde oturulacak yeri yok ama kapısının önündeki bankta hamburgerinizi afiyetle yiyebilirsiniz..
Hem öğlen yemeği hem de akşam yemeği için uygun harika bir piliç çevirmeci olan Bierfabriek‘i de şiddetle tavsiye ediyoruz. Burada kendi üretimleri olan biraları eşliğinde cok lezzetli bir yemek yiyeceğinizi garanti ediyoruz.. Yerde fıstık konsepti de hoşunuza gidebilir. İçeri girdiğinizde daracık bir girişle karşılacaksınız ancak pes etmeyın be arka tarafa doğru devam edin.. Arkadakı masalar ve alan oldukça geniş ve hatta çocuklu aileler için de ideal..
Eğer Amsterdam’da vaktiniz bolsa, biraz şehirden uzaklaşmak ve Amsterdamlıların gittiği bir mekana takılmak isterseniz Noorderlicht tam size göre (NSDM Straat 102). Merkez tren istasyonundan ücretsiz feribotla 15 dakikalık bir yolculukla karşıya geçip, hangarların arasından kısa bir yürüyüşle buraya ulaşabilirsiniz. Özellikle güneşli ve sıcak havalarda çok keyifli vakit geçirebilirsiniz.
Açık hava pazarları:
Amsterdam’da hem taze sebze ve meyveler, atıştırmalıklar bulabileceğiniz, hem de açık havada alışveriş yapabileceğiniz pazarlar var. Bunların en önemlileri şöyle:
En meşhuru Albert Cuyp Pazarı – Albert Cuypstraat (De Pijp) Organik pazar – Noordermarkt (Jordaan, Noorderkerk yanında) Bit pazarı – Waterlooplein (Stadhuis-Muziektheater kompleksine yakın) Çiçek pazarı – Bloemenmarkt (Singel, Koningsplein ile Muntplein arasinda)
Pazarlar hakkında daha detaylı bilgi ve kuruldukları günler icin buraya tıklayın..
Restoranlar: 
Peki akşam yemek için nereye gitmek istersiniz? Eğer bizim gibi salaş yerlerden hoşlanıyorsanız, size sunabileceğimiz seçenekler şunlar:
De Zotte (Raamstraat 29) – Belçika mekanı. Saat 4te aciliyor. Envai çesit Belçika birası ve güzel yemekleri var.. Genelde akşamlari kalabalık oluyor, erken gitmekte ya da rezervasyon yapmakta fayda var.
Cafe Klos (Kerkstraat 41-43) – Acayip güzel kuzu kolu (lamb shoulder) yapıyorlar, uzun uzun pişiyor, yumuşacık oluyor et.. Rezervasyon yapılmıyor.
Japan Inn (Leidsekruisstraat 4) – Çok iyi suşi yapiyorlar, ızgaraları da harika.. Rezervasyon yapılabiliyor.
Los Pilones (bir Kerkstraat 63, bir de Jordaan’da var) – Enfes Meksika yemekleri, ve margaritaları var. Jordaan’dakinde rezervasyon yapılabiliyor.
Pata Negra – Onlarca İspanyol mezesini (tapas) bir arada bulabileceğiniz bir mekan..
Coco’s Mine (Thorbeckeplein 8) – Avustralya mekanı. Büyük porsiyonlar, fast food tarzında hamburgerler ve snackler. Kanguru eti hiç denemediyseniz işte size fırsat..
Biraz da diğer restoranlardan bahsedelim:
Momo  (Hobbemastraat 1) – Eğer salaş mekanları değil daha trendy yerleri tercih ederim derseniz.. Hele ki füzyon Asya mutfagi severseniz Momo tam size göre. Yerlilerin de popüler mekanı.. Rezervasyon yapılabiliyor.
Castell (Lijnbaangracht 252 – 254) – Eğer iyi kırmızı et yemek isterseniz Castell’i tavsiye ederiz.. Brezilya usulü yumuşacık ve lezzetli biftek yemek için doğru adres..Rezervasyon gerekebilir.
İtalyan yemeği tercih ederseniz, Pasta e Basta‘da canlı müzik eşliğinde sürprizli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz :) Eşinizle ve sevdiklerinizle özel bir yemek planlıyorsanız emin olun burası ilk tercihlerinizden biri olmak için güçlü bir aday.. Rezervasyon yapmakta fayda var. (Nieuwe Spiegelstraat 8)
Red (Keizersgracht 594) – Yeri itibariyle hem merkezi hem de kanal kenarında şık bir restoran Red. İki temel menü üzerine kurulu bir konsepti var, ana yemeğiniz ister ıstakoz ister biftek olsun, lezzet açısından pişman olmayacağınız bir restoran. Rezervasyon yapmakta fayda var.
Jaspers (Ceintuurbaan 196) – Yakında Michelin yıldızı alması neredeyse kesin olan bu restorana, hazır fiyatları da kalitesine göre uygunken romantik bir akşam yemeği için gitmenizi tavsiye ederiz. Şef Jasper’in iki haftada bir değişen ve sezonun ürünlerinden özenle hazırladığı yemekleri hem yaratıcı hem de leziz.. Rezervasyon yapmakta fayda var..
İtalyan restoranları konusunda Amsterdam oldukça zengin.. Vasso (Rozenboomsteeg 12-14), Casa di David (Singel 426), ya da Saturnino (Reguliersdwarsstraat 5) tercih edilebilir..
Amsterdam’a gelip Türk yemeklerini özlerseniz de tabii ki ve illa ki Ali Ocakbaşında yemek yemeden gitmeyin. Amsterdam’ın en güzel kanallarında biri olan Herengracht üzerinde ve Rembrandtplein’e çok yakın..
Barlar:
Bo Cinq Prinsengracht 494 (Leidseplein’e yakin). Aynı zamanda av etleri yiyebileceğiniz güzel bir restoranı da var.
Kamer 401  Marnixstraat (Leidseplein’e yakin)
Lux Marnixstraat (Leidseplein’e yakin)
Gece klüpleri:
Escape en meşhuru, Panama ve Trouw gidilebilecek diğer gece klüpleri..
Konser salonu:
Paradiso ya da Melkweg
Siz de mekan tavsiyelerinizi bizimle paylaşırsanız çok seviniriz. Yeni yerler, yeni tatlar denemek bizim hobimiz :) Amsterdam’da keyifli ve lezzet dolu gezmeler dileriz!

Güneybatı Amerika 3: Powell Gölü, At Nalı Bendi ve Antilop Kanyon

Bryce’tan yola çıktıktan sonra yaklaşık 3 saat içerisinde 2 gece kalacağımız Page kasabasına vardık. Vardığımızda gün hala batmamıştı. Biz de günün altın saatlerini boşa harcamak istemedik. Hızlıca eşyalarımızı otele bıraktık ve yakındaki At Nalı Bendi’ne doğru yola çıktık.
At Nalı Bendi, Kolorado Nehri’nin oluşturduğu vadilerin en meşhur noktalarından. Çünkü kanyonun tam bu noktasında nehir çok dar bir alanda 270 derecelik bir dönüş yaparak buraya ismini veren at nalı şeklini alıyor ve olağanüstü bir görüntü ortaya çıkıyor.
7
Bendin hemen yanına arabayla gitmek mümkün değil. Bu yüzden arabamızı otoyolun kenarındaki otoparka park edip kurak patikadan 15-20dk’lık bir yürüyüş yaptık. Vardığımızda gördüğümüz manzara bizi kendine hayran bıraktı! Sarp kayaların ucuna oturup yüreğimiz ağzımızda, 300 metre yükseklikten boşluğa doğru ayaklarımızı sallanmaya bıraktık ve güneşin batışını izledik.
2
Page, Arizona’da, Navajo Rezervasyonunda yer alıyor. Navajo Rezervasyonu 71bin kilometrekare büyüklüğüyle ABD’nin en büyük kızılderili rezervasyonu. Aşağı yukarı Marmara bölgesiyle aynı boyutta ve Arizona, Utah ve New Mexico eyaletlerinin ortasında bulunuyor. Bölge yarı bağımsız ve Navajo Kabile Meclisi tarafından yönetiliyor. Rezervasyonlar gerçekten hüzünlü yerler. 19. yüzyılın ortasında yüzbinlerce kızılderili anayurtlarından sürülüp Amerika’nın birçok farklı köşesindeki bu tip kısıtlayıcı alanlara yerleştirildiler. Bugün Amerika’nın içinde ama yarı-bağımsız, ülkenin geri kalanına göre ise büyük bir fakirlik içinde yaşıyorlar. Alkolizm ve uyuşturucu yüzünden ölümler Amerika’nın diğer bölgelerinin 4 katı. Bizim şahit olduğumuz diğer bir sorun da özellikle gençler arasındaki ciddi obezite sorunu… Navajo’lar uzun bir geçmişe sahip, gururlu insanlar. Devlet ise ne yapılmış kıyımlar, ne de süregelen acıklı durum konusunda ciddi bir şekilde özür dilemiş değil. Rezervasyonlardaki alt yapı yatırımları Amerika’da pek öncelikli bir konu gibi gözükmüyor.
13
Page bir işçi kasabası olarak aslında oldukça yakın bir zamanda kurulmuş. Glen Kanyon Barajının inşası sırasında buralara gelen işçiler zamanla bu topraklara yerleşmiş. Daha sonra kurulan termik enerji santrali de göçü arttırmış.
Lake Powell, Glen Kanyonun baraj sularıyla doldurulmasıyla oluşturulmuş bir baraj gölü. Şu an hem Amerika’nın insan eliyle oluşturulmuş ikinci en büyük rezervuarı, hem de yılda 2 milyon ziyaretçi çeken bir turizm merkezi. Çöl güneşiyle yanan kızıl kayalarla, Kolorado Nehrinin serin mavi-yeşil sularının evliliğinden ortaya çıkan manzara seyrine doyulmaz cinsten.

15

Burada Lake Powell gibi hemen kendini gösteren dev güzelliklerin yanında, bir de kendini meraklı ziyaretçilere saklayan inanılmaz kanyonlar var. Bunlardan en önemlisi Antilop Kanyon. Onbinlerce yıl içinde, dönem dönem oluşan sel sularının kızıl kayaları oymasıyla oluşmuş yüzlerce kanyon var buralarda. Antilop ise aralarında en meşhurlarından.
6

26    25

Uyanır uyanmaz ilk işimiz bizi Antilop Kanyon’da fotoğraf çekmeye çıkaracak bir tur şirketi aramak oldu. Gördüğümüz bir tur şirketinin önüne parkedip içeri girdiğimizde bizi suratsız bir Navajo bayan karşıladı. Tamamen boş olan dükkanın önünün park yeri olmadığını ve arabayı dükkanın diğer yanına çekmemi söylediğinde Seda bu turu çok istediği için alttan aldım. Sabahları çok huysuz olurum (hele ki daha kahvaltı bile etmemişken), herhalde benim negatif enerjim dedim. Arabayı alıp yan tarafa parkettim. İçeri geri girdiğimde telefonda konuşuyordu, kapattığında oldukça ters birkaç laf daha etti. Benim ses tonum biraz yüksektir, kadına normal şekilde birşey sorarken bana sesinizi yükseltmeyin deyince benim sigortalar tamamen attı. Seda’dan hemen tur şirketinden ayrılmamızı rica ettim, yoksa kadına ters birşey söyleyecektim ve işler sarpa saracaktı. Bu satışçıya iş hayatında başarılar dileyip ordan ayrıldık.

27    20

Biraz canımız sıkkın otele geri döndük. Neyse ki otelimizin resepsiyonu bize harika bir tur ayarladı. Biz fotoğraf turu istediğimiz için diğer turlardan farklı bir tur ayarladık, şansımıza da tura katılan bir biz vardık bir de tabii rehberimiz George.. George uzun yıllar Büyük Kanyon’da tur rehberliği yapmış bir Navajo yerlisi. Son birkaç yıldır ise Antilop Kanyon’a fotoğraf turları düzenliyor. Hem Navajo’lara dair hem de bu bölgeye dair bütün sorularımızı cevapladı. George epey iri bir adam, biraz o Tarantino filmindeki Machete’yi andırıyor. 45-50 yaşlarında, 5 çocuğu varmış. Son çocuğu da 18 olunca yaptığı ilk iş “artık görevimi yaptım, hadi bana eyvallah” deyip eşini bırakmak olmuş. Şimdi yalnız yaşayıp tur rehberliğiyle geçiniyormuş. Kanyon turuna katılan yeni evli çifte anlatılacak romantik bir hikaye işte ancak böyle olur dedik :)

22

Ana yoldan ayrılıp rezervasyon yollarına girdiğimizde, tozlar içinde paldır küldür zıplayarak 20 dakika kadar devam ettik. Kanyonun önüne vardığımızda fotoğraf makinalarını ve tripod’u alıp arabadan indik. George fotoğraf çekilecek her köşeyi avucunun içi gibi biliyordu. Seda 45 dakika boyunca her tarafa tripodunu kurup uzun süredir hayalini kurduğu Antilop Kanyonu fotoğrafladı.
28
İçerisi beklediğimden çok daha karanlık ve soğuktu, benim fotoğraf ilgim de olmadığından ilk 15dk duyduğum hayranlık duygusu ilerleyen dakikalarda yerini donma duygusuna, o yerini şiddetle titremeye ve artık sonlara doğru bir kenarda huzurlu ve sonsuz bir uykuya bırakıyordu ki çok şükür kanyonun sonundaki ışık gözüktü. Güneş beni çağırıyordu, dışarı çıkıp kemiklerimi ısıttım ve kendime geldim.

23

Kışın kanyonu gezmek için en güvenli zaman çünkü yağış olmuyor. Yazın ise aniden bastıran yağmurlar ve sel suları bu yarıkları dakikalar içinde taşıdığı taş ve toprakla beraber doldurabiliyormuş. Kimileri güvenlik tedbirleri almayıp sel riskine rağmen kanyona girdikleri için epey bir can kaybı olmuş, bu yüzden artık rehbersiz kanyonları gezmek yasak. George turizme açık olmayan daha onlarca bu güzellikte kanyonun olduğunu söyledi.

3

5

Öğleden sonra şehre döndüğümüzde epey yorgunduk. Ama Page’deki ikinci ve son günümüz olduğu için Lake Powell’da belki bir bot turu bulabiliriz diye başladık dolaşmaya. Önce limanın olduğu ve bot turlarının düzenlendiği yere gittik ama o gün ve saatte bot turu yapılmadığını öğrendik. Etrafta biraz dolaşıp fotoğraflar çekmeye karar verdik. Bu sırada yol kenarında yüksekçe bir arazide Seda birkaç tane iri ineğin otladığını gördü ve hemen fotoğraf makinesini ve 70-200 lensini çıkarıp uzaktan fotoğraflarını çekmeye çalıştı ancak yine de inekler çok uzağında kalıyordu. Bu esnada küçük bir cipiyle karşı taraftaki çiflikten biri hızla Seda’ya doğru gelmeye başladı. Ben arabada bekliyordum ve birden ortaya çıkan bu arabayı görünce, biraz pimpiriklendim “noluyo” dedim.. bizim hanıma kaçıracaklar galiba!! Ama baktım Seda adamla hemen sohbete koyuldu, megersem adam Seda daha rahat fotograf ceksin diye yardima gelmis, citleri acip Sedayi ineklerin yanina goturdu :)
29
Seda’nın cipine bindiği adam ineklerin sahibi, kovboy şapkalı sevimli bir  Navajo yerlisiydi. Uzaktan fotoğraflarını çekmeye meraklı olan bizim hanım, ineklerin yanlarına gidince biraz tırsmış, hayvanların cüsselerinden korkmuş :)
10
Cipten inmeden birkaç fotoğraf çekip geri geldi.. Navajo yerlisi bizi çiftlikteki diğer hayvanlarını da görmeye davet etse de biz gün batımında Lake Powell’i tepeden çekme planları yaptığımızdan teklifi için teşekkür edip yolumuza devam ettik..

11

Ardından gün batışını izlemek için Lake Powell’a tepeden bakan Page’e 3-4 km mesafedeki manzara tepesine gittik. Şansımıza kocaman bir dolunay vardı. Hani o hep filmlerde olur ya koskocaman bir dolunay, bu gerçek olamaz ay bu kadar yakın değil dersiniz içinizden, aynı ay gerçekten burdan koskocaman gözüküyordu.

18

17

Güneş batarken kırmızı kayalar pembemsi bir ton alıyor,bir yandan ayın pırıltısı da Lake Powell’a vuruyordu. Ertesi gün için planımız erkenden kalkıp Büyük Kanyon’a doğru uzun yolumuza koyulmaktı.
14
Büyük Kanyon maceramızı da yakında yazacağız.. Bizi izlemeye devam edin :)