Güneybatı Amerika Finali: Büyük Kanyon

Page’den Büyük Kanyon, Amerika’daki bütün mesafeler gibi, oldukça uzak. Biz Page’den aşağıya indiğimiz için Büyük Kanyon’un en sık kullanılan güney girişinden değil, 40km uzaktaki doğu girişinden girdik. Kış olduğu ve hava erken karardığı için aslında doğu kapısından girmemiz bizim için şans oldu. Bu kapıdan girince, kanyonun ortasındaki Grand Canyon Village’a kadar birçok gözlem noktası var. Bu noktalar genelde terste kaldıkları için daha az uğrak noktalar ama en az diğerleri kadar güzeller.
Desert View
Kapıdan girdikten sonra arabamızı ilk kenara çektiğimiz nokta Desert View oldu, burası doğudan giren ziyaretçilere Büyük Kanyon’un ilk görüntülerini sunuyor. Büyük Kanyon dünyanın 7 doğa harikasından biri. Burası gerçekten de doğanın bizlere en büyük armağanlarından, yer yüzünün milyonlarca yıllık hikayesini katman katman anlatıyor. Amerika kıtasının jeolojik tarihinin neredeyse bütününe bu yarıktan bakabiliyoruz.
panorama 1
Bu topraklarda bir zamanlar bulunan okyanustan kalma deniz canlısı fosilleri de var, 10binlerce yıl sonra aynı yerde oluşmuş yağmur ormanlarının da izi var, şu anki çöl halinin de. Büyük kanyon hem kıta kaymalarının, hem de Kolorado Nehri’nin toprağı aheste oymasının sonucunda bugünkü haliyle karşımızda. Hala her gün biraz biraz değişiyor, büyüyor. Her katmanda sarının, kırmızının, toprağın bambaşka renklerini önümüze getiriyor.
10
Desert View Point’teki bir diğer güzellikte 1932’de mimar Mary Colter tarafından, Kızılderili geleneklerinin etkisinde inşa edilmiş tarihi gözetleme kulesi. Kule hem tepesinden harika bir manzara sunuyor. Hem de kullanılan doğal taşlar sayesinde çevresiyle müthiş bir uyum içinde tarihe tanıklık ediyor.
 20  _DSC4485  _DSC4683
Burada epey vakit geçirip fotoğraflar çektikten sonra sırasıyla Navajo Point, Moran Point ve Grandview Point’te de bambaşka açılardan Büyük Kanyon’u izleme şansı bulduk.
Grand Canyon Village’a, 1800lerin sonunda Büyük Kanyon turistikleşmeye başladıktan sonra kurulmuş parkın içindeki merkezi köye, vardığımızda hava artık kararmaya başlamıştı. Güney kapısından çıkıp otel ayarladığımız Tusayan’a doğru yola çıktık.
18
Tusayan’da otelimize gitmeden son olarak, National Geographic Ziyaretçi Merkezi’ndeki 3D IMAX salonunda Büyük Kanyon’la ilgili üç boyutlu bir belgesel izledik. Büyük kanyon ziyaretimiz için harika bir başlangıç oldu. Kanyonun keşfinin tarihi, jeolojik önemi vesaire birçok konuyu çok keyifli bir şekilde anlatan güzel bir kısa filmdi. Film çıkışı abur cubur bir şeyler atıştırıp otelimize giriş yaptık. Sonra da güzel bir uykuya daldık. Tabii ki Seda bizi sabah erkenden kaldıracaktı, Büyük Kanyon’da gün doğuşunu görmemiz şarttı;)
11
Sabah, yorgunluğumuzdan olacak, istediğimiz kadar erken uyanamadık. Bir şeyler atıştıralım falan derken zaten Büyük Kanyon’a vardığımızda güneş neredeyse doğmak üzereydi. Asıl hedefimiz merkez köyün doğusunda bulunan, ve gün doğumu için bize özellikle tavsiye edilen Yaki Point’e gitmekti. Baktık yetişemeyeceğiz, kanyonun en uğrak gözlem noktası olan, otoparklara da yakın Mather Point’e bir an evvel kurulmaya karar verdik.
9
İyi ki de böyle yapmışız. Pespembe gündoğumu buradan olağanüstü gözüküyordu. Öğlene doğru turist otobüslerinin uğrak yeri olduğu için Mather Point sevimsizleşebiliyor. Sabahın ilk ışıklarında ise daha çok fotoğraf sevdalılarının sessiz bekleyişi içinde adım adım yükselen güneşin aydınlattığı Büyük Kanyon’un duvarları eşsiz bir güzellik sunuyordu.
panorama 3
Güneşi de doğurmuşken gidip artık karnımızı tam anlamıyla doyuralım, ve gün boyu yapacağımız batı yamacı trekkingi için biraz erzak depolayalım dedik. Yemeğimizi yerken çalışanlarla biraz sohbet etme şansımız oldu, Bulgar bir çocuk geçtiğimiz birkaç yıldır burada yaşıyormuş, bir yandan fotoğraf çekiyor bir yandan da ekmek parası için restoranda çalışıyormuş. Birçok kitapta fotoğrafları kullanılmış, ondan bugünkü yolculuğumuz için birkaç fotoğraf tavsiyesi aldıktan sonra yola koyulduk.
16
Batı yamacı yoluna araba giremiyor. İki şansınız var, ya yürüye yürüye gezeceksiniz ya da 10 dakikada bir geçen servis araçlarını kullanacaksınız. Vaktimiz çok, yürümeyi de severiz dedik düştük yola. Batı tarafında 9 tane gözlem noktası var, dedik ki hepsini tek tek gezelim, günü nerede batıracağımıza karar verelim. Büyük Kanyon’un en güzel izlenebileceği nokta diye bir şey kesinlikle yok. Her bir nokta farklı bir bakış, farklı bir açı sunuyor. Büyük Kanyon o kadar büyük ki, bütün gözlem noktalarını gezseniz bile tam olarak boyutunu sindiremiyorsunuz.
panorama 2
Büyük Kanyonun dibini boydan boya kateden ilk insan olan bilim adamı ve kaşif John Wesley Powell’ın adının verildiği ve bir heykelle onurlandırıldığı Powell Point ve hemen onun yanındaki Hopi Point, ta Büyük Kanyonun içlerine kadar uzanan bir kaya yarım adasının üzerinde bulundukları için 270 derecelik manzaralarıyla oldukça etkileyiciler. Özellikle Hopi Point’in günbatımını izlemek için en doğru yer olduğu geçtiğimiz yüzyıldır park korucuları tarafından söylenirmiş.
12
Biz ise Seda ile özellikle Mojave ve Pima gözlem noktalarını beğendik ve gün batımını bu noktalardan yakaladık. Sonuç oldukça güzel oldu. Bu sene bizi İzlanda’da tanık olduğumuz kuzey ışıklarından sonra en fazla etkileyen şey Büyük Kanyon oldu. İnsan, bu görkemli doğal oluşumun tanığı olduğunda, kendini çok şanslı hissediyor.
14
Akşam yemeği için bir gece önceden rezervasyon yaptırdığımız, Büyük Kanyon Parkının içinde yer alan El Tovar Hotel’in restoranına gittik. Günler sonra şık bir yerde, güzel bir yemek yemeyi hakettiğimizi düşünüyorduk. El Tovar Hotel 1905 yılında buraya tren yolunun gelip turistikleşmesini sağlayan Fred Harvey Company şirketi tarafından kurulmuş. Mimarisiyle ve havasıyla dönemini hala yaşatan çok hoş bir otel. Seda’yla Amerikan usulü kocaman birer biftek yedik. Servis de lezzet de olağanüstüydü. Çıktığımızda gökyüzünde kocaman bir ay vardı, biraz da ay ışığıyla aydınlanmış büyük kanyonu izledikten sonra otelimize döndük. Böylece Büyük Kanyon maceramız da sona erdi.
15
Sabah kalktığımızda, geçtiğimiz haftayı Güney Batı Amerika’nın doğa mucizelerinin huzurunda, tertemiz hava ve bol bol yürüyüşle geçirmenin huzuru içindeydik. Artık biraz şehir yaşamını özlemiştik doğrusu. Arabamıza atlayıp San Francisco’ya giden uçağımıza atlamak üzere Las Vegas’a doğru yola çıktık…
19
Reklamlar

Güneybatı Amerika 3: Powell Gölü, At Nalı Bendi ve Antilop Kanyon

Bryce’tan yola çıktıktan sonra yaklaşık 3 saat içerisinde 2 gece kalacağımız Page kasabasına vardık. Vardığımızda gün hala batmamıştı. Biz de günün altın saatlerini boşa harcamak istemedik. Hızlıca eşyalarımızı otele bıraktık ve yakındaki At Nalı Bendi’ne doğru yola çıktık.
At Nalı Bendi, Kolorado Nehri’nin oluşturduğu vadilerin en meşhur noktalarından. Çünkü kanyonun tam bu noktasında nehir çok dar bir alanda 270 derecelik bir dönüş yaparak buraya ismini veren at nalı şeklini alıyor ve olağanüstü bir görüntü ortaya çıkıyor.
7
Bendin hemen yanına arabayla gitmek mümkün değil. Bu yüzden arabamızı otoyolun kenarındaki otoparka park edip kurak patikadan 15-20dk’lık bir yürüyüş yaptık. Vardığımızda gördüğümüz manzara bizi kendine hayran bıraktı! Sarp kayaların ucuna oturup yüreğimiz ağzımızda, 300 metre yükseklikten boşluğa doğru ayaklarımızı sallanmaya bıraktık ve güneşin batışını izledik.
2
Page, Arizona’da, Navajo Rezervasyonunda yer alıyor. Navajo Rezervasyonu 71bin kilometrekare büyüklüğüyle ABD’nin en büyük kızılderili rezervasyonu. Aşağı yukarı Marmara bölgesiyle aynı boyutta ve Arizona, Utah ve New Mexico eyaletlerinin ortasında bulunuyor. Bölge yarı bağımsız ve Navajo Kabile Meclisi tarafından yönetiliyor. Rezervasyonlar gerçekten hüzünlü yerler. 19. yüzyılın ortasında yüzbinlerce kızılderili anayurtlarından sürülüp Amerika’nın birçok farklı köşesindeki bu tip kısıtlayıcı alanlara yerleştirildiler. Bugün Amerika’nın içinde ama yarı-bağımsız, ülkenin geri kalanına göre ise büyük bir fakirlik içinde yaşıyorlar. Alkolizm ve uyuşturucu yüzünden ölümler Amerika’nın diğer bölgelerinin 4 katı. Bizim şahit olduğumuz diğer bir sorun da özellikle gençler arasındaki ciddi obezite sorunu… Navajo’lar uzun bir geçmişe sahip, gururlu insanlar. Devlet ise ne yapılmış kıyımlar, ne de süregelen acıklı durum konusunda ciddi bir şekilde özür dilemiş değil. Rezervasyonlardaki alt yapı yatırımları Amerika’da pek öncelikli bir konu gibi gözükmüyor.
13
Page bir işçi kasabası olarak aslında oldukça yakın bir zamanda kurulmuş. Glen Kanyon Barajının inşası sırasında buralara gelen işçiler zamanla bu topraklara yerleşmiş. Daha sonra kurulan termik enerji santrali de göçü arttırmış.
Lake Powell, Glen Kanyonun baraj sularıyla doldurulmasıyla oluşturulmuş bir baraj gölü. Şu an hem Amerika’nın insan eliyle oluşturulmuş ikinci en büyük rezervuarı, hem de yılda 2 milyon ziyaretçi çeken bir turizm merkezi. Çöl güneşiyle yanan kızıl kayalarla, Kolorado Nehrinin serin mavi-yeşil sularının evliliğinden ortaya çıkan manzara seyrine doyulmaz cinsten.

15

Burada Lake Powell gibi hemen kendini gösteren dev güzelliklerin yanında, bir de kendini meraklı ziyaretçilere saklayan inanılmaz kanyonlar var. Bunlardan en önemlisi Antilop Kanyon. Onbinlerce yıl içinde, dönem dönem oluşan sel sularının kızıl kayaları oymasıyla oluşmuş yüzlerce kanyon var buralarda. Antilop ise aralarında en meşhurlarından.
6

26    25

Uyanır uyanmaz ilk işimiz bizi Antilop Kanyon’da fotoğraf çekmeye çıkaracak bir tur şirketi aramak oldu. Gördüğümüz bir tur şirketinin önüne parkedip içeri girdiğimizde bizi suratsız bir Navajo bayan karşıladı. Tamamen boş olan dükkanın önünün park yeri olmadığını ve arabayı dükkanın diğer yanına çekmemi söylediğinde Seda bu turu çok istediği için alttan aldım. Sabahları çok huysuz olurum (hele ki daha kahvaltı bile etmemişken), herhalde benim negatif enerjim dedim. Arabayı alıp yan tarafa parkettim. İçeri geri girdiğimde telefonda konuşuyordu, kapattığında oldukça ters birkaç laf daha etti. Benim ses tonum biraz yüksektir, kadına normal şekilde birşey sorarken bana sesinizi yükseltmeyin deyince benim sigortalar tamamen attı. Seda’dan hemen tur şirketinden ayrılmamızı rica ettim, yoksa kadına ters birşey söyleyecektim ve işler sarpa saracaktı. Bu satışçıya iş hayatında başarılar dileyip ordan ayrıldık.

27    20

Biraz canımız sıkkın otele geri döndük. Neyse ki otelimizin resepsiyonu bize harika bir tur ayarladı. Biz fotoğraf turu istediğimiz için diğer turlardan farklı bir tur ayarladık, şansımıza da tura katılan bir biz vardık bir de tabii rehberimiz George.. George uzun yıllar Büyük Kanyon’da tur rehberliği yapmış bir Navajo yerlisi. Son birkaç yıldır ise Antilop Kanyon’a fotoğraf turları düzenliyor. Hem Navajo’lara dair hem de bu bölgeye dair bütün sorularımızı cevapladı. George epey iri bir adam, biraz o Tarantino filmindeki Machete’yi andırıyor. 45-50 yaşlarında, 5 çocuğu varmış. Son çocuğu da 18 olunca yaptığı ilk iş “artık görevimi yaptım, hadi bana eyvallah” deyip eşini bırakmak olmuş. Şimdi yalnız yaşayıp tur rehberliğiyle geçiniyormuş. Kanyon turuna katılan yeni evli çifte anlatılacak romantik bir hikaye işte ancak böyle olur dedik :)

22

Ana yoldan ayrılıp rezervasyon yollarına girdiğimizde, tozlar içinde paldır küldür zıplayarak 20 dakika kadar devam ettik. Kanyonun önüne vardığımızda fotoğraf makinalarını ve tripod’u alıp arabadan indik. George fotoğraf çekilecek her köşeyi avucunun içi gibi biliyordu. Seda 45 dakika boyunca her tarafa tripodunu kurup uzun süredir hayalini kurduğu Antilop Kanyonu fotoğrafladı.
28
İçerisi beklediğimden çok daha karanlık ve soğuktu, benim fotoğraf ilgim de olmadığından ilk 15dk duyduğum hayranlık duygusu ilerleyen dakikalarda yerini donma duygusuna, o yerini şiddetle titremeye ve artık sonlara doğru bir kenarda huzurlu ve sonsuz bir uykuya bırakıyordu ki çok şükür kanyonun sonundaki ışık gözüktü. Güneş beni çağırıyordu, dışarı çıkıp kemiklerimi ısıttım ve kendime geldim.

23

Kışın kanyonu gezmek için en güvenli zaman çünkü yağış olmuyor. Yazın ise aniden bastıran yağmurlar ve sel suları bu yarıkları dakikalar içinde taşıdığı taş ve toprakla beraber doldurabiliyormuş. Kimileri güvenlik tedbirleri almayıp sel riskine rağmen kanyona girdikleri için epey bir can kaybı olmuş, bu yüzden artık rehbersiz kanyonları gezmek yasak. George turizme açık olmayan daha onlarca bu güzellikte kanyonun olduğunu söyledi.

3

5

Öğleden sonra şehre döndüğümüzde epey yorgunduk. Ama Page’deki ikinci ve son günümüz olduğu için Lake Powell’da belki bir bot turu bulabiliriz diye başladık dolaşmaya. Önce limanın olduğu ve bot turlarının düzenlendiği yere gittik ama o gün ve saatte bot turu yapılmadığını öğrendik. Etrafta biraz dolaşıp fotoğraflar çekmeye karar verdik. Bu sırada yol kenarında yüksekçe bir arazide Seda birkaç tane iri ineğin otladığını gördü ve hemen fotoğraf makinesini ve 70-200 lensini çıkarıp uzaktan fotoğraflarını çekmeye çalıştı ancak yine de inekler çok uzağında kalıyordu. Bu esnada küçük bir cipiyle karşı taraftaki çiflikten biri hızla Seda’ya doğru gelmeye başladı. Ben arabada bekliyordum ve birden ortaya çıkan bu arabayı görünce, biraz pimpiriklendim “noluyo” dedim.. bizim hanıma kaçıracaklar galiba!! Ama baktım Seda adamla hemen sohbete koyuldu, megersem adam Seda daha rahat fotograf ceksin diye yardima gelmis, citleri acip Sedayi ineklerin yanina goturdu :)
29
Seda’nın cipine bindiği adam ineklerin sahibi, kovboy şapkalı sevimli bir  Navajo yerlisiydi. Uzaktan fotoğraflarını çekmeye meraklı olan bizim hanım, ineklerin yanlarına gidince biraz tırsmış, hayvanların cüsselerinden korkmuş :)
10
Cipten inmeden birkaç fotoğraf çekip geri geldi.. Navajo yerlisi bizi çiftlikteki diğer hayvanlarını da görmeye davet etse de biz gün batımında Lake Powell’i tepeden çekme planları yaptığımızdan teklifi için teşekkür edip yolumuza devam ettik..

11

Ardından gün batışını izlemek için Lake Powell’a tepeden bakan Page’e 3-4 km mesafedeki manzara tepesine gittik. Şansımıza kocaman bir dolunay vardı. Hani o hep filmlerde olur ya koskocaman bir dolunay, bu gerçek olamaz ay bu kadar yakın değil dersiniz içinizden, aynı ay gerçekten burdan koskocaman gözüküyordu.

18

17

Güneş batarken kırmızı kayalar pembemsi bir ton alıyor,bir yandan ayın pırıltısı da Lake Powell’a vuruyordu. Ertesi gün için planımız erkenden kalkıp Büyük Kanyon’a doğru uzun yolumuza koyulmaktı.
14
Büyük Kanyon maceramızı da yakında yazacağız.. Bizi izlemeye devam edin :)

Guneybatı Amerika 2: Bryce Kanyonu

Otelimizin adı Ruby’s Inn. Ruby 1920’lerde ailesiyle buraya gelip küçük bir konaklama yeri kurmuş, Bryce’ın namı yürüyüp turistikleştikçe işleri büyütmüş. Daha sonra Kanyon devlet tarafından koruma altına alınıp bir ulusal parka dönüştürülünce yollar yapılmış, ulaşım kolaylaşmış. Bizim Ruby işleri iyice büyütmüş anlayacağınız. Koskocaman bir girişi var, bir han girişini andırıyor, girişte büyük bir şömine ve karşısında koltuklar. Otel yıllar içinde etrafa bir şehir gibi, plansız, organik yayılmış. Biz dışarıdaki kulübelerden birinde kaldık. Sabah çok erken kalkacağımızı bildiğimizden sabah yemek üzere kendimize birşeyler almıştık. Hemen birşeyler atıştırdık. Kat kat kıyafetlerimizi giydik ve beş buçuk gibi Bryce Kanyon’a doğru yola koyulduk.
3
Bryce, Zion’a gore 300-400m daha yüksek, 2500-2600m yüksekliğinde, dolayısıyla çok daha soğuk. Hava gerçekten buz gibi. Seda gün doğmadan yerine yerleşmek istiyor. Bryce Kanyon devasa bir doğal amfi tiyatro şeklinde. Onu özel kılan “Hoodoo” denen onbinlerce yıl içinde buzların donup erimesiyle oluşmuş, biraz bizim peri bacalarını andıran doğal heykelleri. Bu devasa kaya çıkıntılarının rengarenk kırmızı beyaz ve sarı katmanları özellikle gün doğumu ve gün batımı esnasında olağanüstü görünüyor.

13 11

Kanyonun etrafında bütün kanyonu ayaklar altına seren tam 13 manzara noktası var. Yönü ve baktığı açı gereği gün doğumunu izlemek için en uygun noktanın Inspiration (İlham) Noktası olduğuna karar verip, arabayı otoparkına parkediyoruz. Bryce Kanyonu her fotoğrafçının manzarasını fotoğraflamak isteyeceği bir yer tabii ki. Ama yine de ben sabah daha saat altı olmadan, gün aydınlanmadan bizden başka bu kadar çatlağın birarada bulunabileceğini düşünmezdim. Bizden önce yerlerini almış bekleyen 3-4 kişi daha vardı. Bir ikisi oldukça profosyonel gözüküyordu, bir kısmı ise bizim gibi hevesli amatörlerdi. Biz geldikten sonra birkaç kişi daha gelmeye devam etti. Fotoğraf meraklıları genelde çok tatlı insanlar oluyor, ortak ilgi alanları, doğaya ve insana olan sevgi vesaire derken birkaç fotoğraf heveslisi bir araya geldi mi hemen kibar selamlaşmalar, fikir alışverişleri, yardımlaşma başlayıveriyor. Rekabetçi bir ilgi alanı değil yani bence fotoğrafçılık. Biz de selamlaşıyoruz. Ben Seda’yı biraz orda bırakıp ufak bir gezintiye çıkıyorum. Gün yavaş yavaş doğmaya başladıkça olağanüstü bir manzara karşılıyor bizi.

15

Yeri ters olduğu için Bryce, örneğin Zion veya Büyük Kanyon’a göre çok daha sonra ünlenmiş. Bugün bile ziyaretçi sayısı Zion’dan daha az. Ama bence Zion’dan daha etkileyici bir yer. Hoodoo’lar müthiş bir yoğunlukla, irili ufaklı bir yarım dairenin etrafına dizilmişler, sanki bir devler meclisi. İnsan ister istemez hoodoo’lara bakarken her birini başka birşeye benzetiyor. Güneş yavaş yavaş sağımızdan yükseldikçe gölgeleri uzuyor da uzuyor.

10

Seda uzun uzun fotoğraf çekti. Bu sırada uzun süredir kafasında olup bir türlü denemeye fırsat bulamadığı HDR fotoğraf yöntemini de ilk defa denedi. Bence sonuçlar çok şaşırtıcı çok enteresan oldu. Bu fotoğraf yönteminde aynı kareyi birkaç kez farklı pozlandırarak çekiyor, daha sonra bir bilgisayar programı yardımıyla bu fotoğrafları birleştiriyorsunuz. Sonuçta ortaya bazen biraz sürreal, rüyamsı ama olağanüstü fotoğraflar çıkabiliyor. Umarım beğenirsiniz.

2

Güneş iyice yükselince Seda ile beraber Kanyonun kenarından manzara noktalarından birkaçını daha yürüyerek geziyoruz. Her biri farklı bir sürpriz bu noktaların..

4

Kanyon’da o kadar farklı jeolojik oluşumlar, o kadar güzel renkler var ki… Bir de yavaş yavaş yükselen güneş de içimizi ısıtmaya başlayınca manzara tadından yenmiyor.

9

Bryce’da zorluk seviyelerine göre ayrılmış, hepsi de işaretlenmiş birçok trekking parkuru var. Tepeden bu manzarayı izlemek tabii ki bir harikaydı ama biz hoodoo’ların arasına inmek, onlara yakından bakmak, bu dev kayaların arasındaki daracık yollardan yürüyüş yapmak istiyorduk. Orta zorlukta, inişi kolay ama çıkışı zor Navajo Loop isimli trekking yolunu seçtik. Sunset Manzara Noktasına arabamızı parkedip üzerimizdeki ağır yükleri biraz attık. Yanımıza birer şişe su alıp başladık yürümeye.
6 12
Burası hoodoo’ların en sık olduğu yer. Toprak kaymaları da çok sık oluyormuş. Dikkatlice aşağı doğru yol aldık. Yakından sarının, turuncun bunca farklı tonunu incelemek, soğuk kayalara dokunmak, kuş seslerini dinleyerek yürüyüşümüzü yapmak büyük keyifti. Bu masalsı diyarın başrollerinde Tor’un çekici denilen bir hoodoo ve sessiz şehir denen spiraller de bu yürüyüş sırasında rahatlıkla görülebiliyor.

1

5
Parkurun tamamı 2 saat kadar sürdü, arabamıza döndüğümüzde epey yorulmuş ve bir o kadar da acıkmıştık.
Önümüzdeki iki gece Page denen küçük bir kasabada kalacağız, oradan Antilop Kanyon, Powell Gölü ve Colorado nehrinin 270 derecelik bir açıyla kazdığı at nalı vadisini göreceğiz. Atladık arabamıza düştük yola… Hikayenin devamı çok yakında…

Güneybatı Amerika 1: Bir Yol Hikayesi

Uçsuz bucaksız kurak arazilerde, Amerika Birleşik Devletlerinin güney batısındaki eyaletleri Nevada, Arizona ve Utah’ta yaptığımız bir haftalık bir araba yolculuğunun hikayesini anlatmaya geldi sıra bugün. Dev bir çölün içinde kıvrılarak giden siyah bir yol, arabamız ve biz. Etraftaki hiçlik ancak bu kadar güzel olur, bu dev kuraklığın içinde neler gizli neler… Doğanın bizlere en büyük armağanlarından, yer yüzünün milyonlarca yıllık hikayesini katman katman anlatan Büyük Kanyon’dan Navajo yerlilerinin atalarından beri bildiği ama biz beyaz adamın ancak son birkaç on yıldır keşfettiği spiral kayalar, daracık Antilop Kanyonlarına… Rüzgarın ve suyun milyonlarca yıl içinde milim milim yarattığı büyüleyici ve korkutucu hoodoo’larıyla Bryce’tan çölün ortasında insanın yoktan yarattığı pırıltılı ışıklar ve günahlar şehri Las Vegas’a kadar…

13

Amsterdam’dan uçağa bindiğimizde bizi çok uzun bir yol bekliyordu. Minneapolis aktarmalı Las Vegas yolculuğu aktarmalarla birlikte 15 saat sürdü. Jet lag’den vücut saatimiz iyice şaşmıştı. Hava alanına iner inmez önceden ayarladığımız kiralık arabamızı alıp kendimizi Las Vegas’ın neon ışıklı bulvarlarına attık. İnsanı hipnotize eden dev ışıklı panolar ve görsel şovlar var her yerde. Belki bundan yüz yıl önce çöl’de su bulmak bir lüksken bugün tonlarca su havalara ışık ve ses gösterileriyle fışkırtılıp şov amaçlı kullanılıyor artık Las Vegasta. Zaten her tarafta şovlar, sihirbazlar, konserler, sirkler, adım başı bir restoran ya da bar ve tabii ki dev kumarhaneler var.
  3     2
Açıkçası Las Vegas’a gelmemizin sebebi etraftaki doğal güzelliklere yakınlığı ve erişim kolaylığıydı, sadece bir gece kalacak ve ertesi sabah esas hedeflere doğru yolculuğumuza başlayacaktık. O yüzden Seda da ben de burayı bu kadar beğendiğimize şaşırdık. Bu yolculuğun bizim için anlamı doğa ile başbaşa olmak, fotoğraflar çekmek, sessizliğin tadını çıkarmaktı. Ama ilk gecemizi Las Vegas’ta geçirmek bize önümüzdeki günler için ayrı bir enerji verdi sanırım.
12
Yorgunluk uzun uçak yolculuğundan sonra erken çöktü, yine de yatmadan önce otelimizin kumarhanesine bir uğramadan edemedik. Bana şahsen müthiş fuzuli bir zevk gibi geliyor kumar. Cidden heyecanını anlayamıyorum, özellikle kollu makinelerin. Yine de buraya kadar gelmişken Seda ile birer dolar attık makinelere ve tatilimiz acaba bedavaya gelir mi diye kolu çektik. Sonuç tabii ki hüsran:) Çok geç kalmadan odamıza gittik ve uyuduk, yarın uzun bir yolculuk bizi bekliyordu…

10

Sabah oldukça erken uyandık, daha gün yeni doğuyordu, odamızdan Las Vegas’ın silüeti çok etkileyici görünüyordu. Aşağıda kahvaltımızı yaptık, arabamıza atladık ve yola koyulduk. Kasım Ayı buralarda yüksek sezon değil. Dolayısıyla yollar oldukça boş. Çöl’de araba kullanmak müthiş bir keyif, insana huzur veriyor. Bugün ilk durağımız Valley of Fire yani Ateş Vadisi olacak.
15
Valley of Fire, Las Vegas’a 80km uzakta kırmızı kumtaşlarından adını alan bir doğa harikası. Amerikanın bu küçük ulusal parkında ta dinazorların çağından kalma bu doğal oluşumlar önümüzdeki günler için bizleri neyi beklediği konusunda daha da meraklandırıyor.
19
Şaşkınlıktan iki adımda bir arabamızı yolun ortasında durdurup, tripodumuzu kurup fotoğraflar çekiyoruz. Hazır bütün park bize kalmış, etrafta bizden başka kimseler yok diyip park bizim gibi takılıyoruz. Biz bu kadar rahat olunca parkın korucuları rangerların dikkatini çektik tabii, ufak ta bir uyarı aldık. Yanımıza çekip ‘güzeller böyle arabayı yolun ortasında bırakıp keyfinize bakıyorsunuz da herşeyin bir usturubu var, şöyle biraz yolun kenarına çekin bari arabayı’ dediler.. Olsun çektik hemen, sonra keyfimize bakmaya devam ettik.
17
Valley of Fire’ın içinden geçen yolları takip edip ikinci hedefimiz, Amerika’nın en popüler ulusal parklarından Zion Ulusal Parkına doğru yola devam ettik.
Zion Ulusal Parkı, çölün ortasında bir vaha. Yeşil kanyonlar, kırmızı sarp kayalıklar ve masmavi bir gökyüzü. Parka girişte bir harita alıyoruz. Şöyle yazıyor: “Bu kızıl çöller coğrafyasında suyun mucizesi yemyeşil gür bitkileriyle zümrüt bir vaha oluşturuyor.” Gerçekten de öyle.

5  4

Bu kızıl kanyon, coşarak akan erimiş kar sularının yüzlerce yıl içinde nasıl zorla dar ve büküm büküm duvarlarına şekil verdiğini gözler önüne seriyor. Dimdik tepelerin arasında akan nehir bütün bu hayatın kaynağı. Binlerce yıldır yaşanan bu topraklar biyolojik zenginliğiyle kendine hayran bırakıyor. Yüzlerce kuş türü, geyikler ve hatta dağ aslanları bile hala bu koruma altındaki parkta özgürce dolaşıyor.

23

Biz de arabayla giderken önümüzden bir geyik ailesi usulca geçti. İnsanlardan korkuları artık azalmış, burada onlara zarar gelmeyeceğini biliyor, rahat rahat otlarını yiyorlar. Seda arabadan inip yanlarına yaklaştı ve fotoğrafladı onları. O kadar güzeller ki, kocaman gözleriyle yavru geyikler annelerini takip ediyorlar. Biraz ilerde ise kocaman boynuzlarıyla biraz hırçın ama çok güzel bir erkek geyik ailesini izliyor.

7

8

Bu park özellikle yazın çok popüler. Çünkü birçok coğrafi özelliği bünyesinde barındırdığı için tırmanışçılardan, canyoningçilere ve trekkingcilere herkes için bir aktivite var. Bizim çok vaktimiz yok çünkü yarın bütün günü Bryce Canyon’da geçirmek istiyoruz ve gece oraya yakın bir otelde kalacağız. Zion’daki 4-5 saatimizi olabildiğince verimli kullanmak için manzaralı araba yolunu takip ediyoruz. Yol üzerinde mola yerlerinde durarak arabadan iniyor, küçük yürüyüşler yapıyoruz.

1   6

26
Zion’un doğasına, dik yamaçlarına biz de hayran kaldık. Yanımızda akan suyun sesi içimize huzur verdi. Gün batımına kadar burada kalıp tertemiz havasını soluduk ve bol bol fotoğraf çektik. Güneşin batışıyla daha bizi uzun bir yol beklediği için Bryce’a doğru yola koyulduk. Yolda yemek ve ihtiyaç molası hariç fazla oyalanmadan 3-4 saat ilerleyip sonunda otelimize vardığımızda baya perişandık. Akşam yemeğimizi otelin restoranında yiyip odamıza çekildik. Seda Bryce Kanyon’da gün doğumunu fotoğraflamayı kafasına koymuştu ve sabah 5 buçukta kalkacaktık. Derin bir uykuya daldık.

Mad Men Fotoğraf Çalışması

scc6
Birkaç ay önce ilkine katıldığım fotoğraf atölye çalışmalarının ikincisi geçtiğimiz ay yine Amsterdam’da Megan Alter tarafından organize edildi ve konu olarak bu sefer Mad Men seçildi. Mad Men birçoğunuza tanıdık gelecektir, hani şu 1960larda Amerikada geçen, Amerikanın reklam dünyasını konu alan, 15 Emmy ve 4 Golden Globe ödüllü meşhur Amerikan dizisi.. Ne yalan söyliyim, konusu itibariyle dizi ilk başlarda hiç ilgimi çekmemişti. Neden sonra, sırf onca insan bu diziyi neden bu kadar seviyor ve bu dizi bu kadar ödül alıyor acaba diye merak edip 1-2 bölüm izleyince birden ben de Man Men delisi olmuştum.. Bütün bölümlerini büyük bir heyecanla ve ilgiyle seyretmiş, tüm sezonları 2-3 hafta içinde bitirmiştim.
scc8
Diziye bakış açımı 180 derece değiştiren şey ne miydi? Şöyle özetleyeyim: dizi sadece 1960lardaki reklamcılık sektörüne değil dönemin Amerikan toplumuna ve kültürüne de ayna tutuyor. Sigara ve alkölün işte, evde, hatta hamilelikte yaygın bir şekilde içilmesi gibi günlük alışkanlıklardan tutun da,  ırkçılık, kimlik çatışması, karşı kültür, kadın-erkek eşitsizliği, feminizme kadar birçok toplumsal gerçek gözler önüne seriliyor. Ayrıca 60ların önemli siyasi olaylarını da karakterlerin hayatları üzerinden aralara serpiştirmekten geri kalmıyor. Dönemin iş hayatını, toplumsal ve siyasi olaylarını  incelikle yansıttığı için de onca ödülü toplamış olmasına pek şaşırmamak gerek..
scc4
Diğer taraftan eğer modaya meraklıysanız, ve 60ların modasını tekrar yaşamak isterseniz Mad Men tam aradığınız dizi.. Dönemin giyim kuşamını, stilini gerçekten çok güzel yansıtıyor. İnsanın saçlarını 1960 modasına sokası, Betty Draper’in giydiği o kabarık etekli elbiselerden giyesi geliyor. Erkeklerin giyim tarzı da klasik ama bir o kadar şık. Bence 1960lar modasının tek sıkıntısı göbek deliği hizasındaki pantalonlar. Tamam 1960larda ben daha embriyo bile değildim ama çocukluğumda yüksek belli pantalonlardan giydiğimi bal gibi hatırlıyorum, ama gel gör ki pek hatırlamak istemiyorum.. off neydi o pantalonlar oyle.. iyi ki zamanla değişmiş pantalon belleri :))
scc9
Neyse lafı daha fazla uzatmayayım, gelelim fotoğraf çalışmasına.. 11 fotoğrafçı, 5 model, 4 stilist, ve 1 kameramanın bir araya geldiği atölye çalışmasının ardından benim çektiğim fotoğrafları sizlerle paylaşmak isterim. Benim favorilerim siyah beyaz portreler.. Sizin favoriniz hangisi? Yorumlarınızı bekliyorum ;)
Fotoğraflar: Seda Çınar Ceyhan
Modeller: Katherien Broug, Nathan Meijer, I.S, Sofıa Sikkes, Leroy Soethoudt
Stil: Babet van Peer
Saç: Stoel 10 HairDo
Makyaj: Lubna Oulad
Kostüm: eloise-est-mignonne.com
Prodüksiyon: Megan Alter Photography
scc1
scc16
scc17
scc7
scc12
scc10
scc5
scc11
scc3
scc2
scc14
scc13
scc15