İzlanda – 4: Büyük Final Kuzey Işıkları!

Otobüse döndüğümüzde zaten herkes yemeğini yemişti ve ufak ufak toparlanmaya başlamıştı. Artık zifiri karanlıkta Reykavik’ten önceki son durağımız olan, geceleri de spot ışıklarla aydınlatılan Skogafoss Şelalerine doğru yola çıktık. Şansımıza günlerdir bulutlu olan, hatta az önce bizi yağmur altında bırakan gökyüzü bir anda açmaya başladı. Bir ara otobüsün önünden heyecan dolu bağrışlar işittik. Kuzey Işıkları belirmişti!
Şöförümüz zifiri karanlık yolun kenarında duracak bir yer bulup yanaştı. Kendimizi otobüsten dışarı attığımızda gördüğümüz güzellik karşısında öylece kalakaldık. Sanki yemyeşil ince bir bulut gökyüzünde dansediyordu. Tahmin ettiğimizden çok daha yoğun ve şiddetliydi doğanın bu ışık gösterisi.
 Aurora Borealis de denilen Kuzey Işıkları, güneşin atmosferinin en üst katmanından kopan elektrik yüklü parçacıkların dünyaya doğru gelirken, dünyanın çekim gücünün en yoğun olduğu kutuplara doğru yönelip, dünyanın atmosferinin en üst katındaki atomlarla çarpıştığında oluşan etkileşimin bir sonucuymuş.
Eski çağlarda tanrılardan bir işaret ya da ruhların dansı olarak yorumlanan bu güzelliği görüp de ruhani birşey hissetmemek mümkün değil! Kainat sana selam çakıyor sanki, bak ne kadar şanslısın, benimle tanışma şerefine nail oldun diyor. Kutsanmışlık hissediyorsun, çok şanslı hissediyorsun. İnanılmaz bir duygu.
İlk afallamayı atlatınca, Seda bu anı fotoğraflarda yakalamanın peşine düştü. O da hazırlıksız yakalanmıştı, açıkçası Kuzey Işıklarını bu kadar çarpıcı bir şekilde görebileceğimizi tahmin edememiştik. Nasıl en iyi şekilde fotoğraflanır deneme yanılma yöntemiyle bulduk. Sonuçlar çok güzel oldu. Umarım siz de fotoğrafları beğenirsiniz.
Bu yarım saatlik plansız molada yavaş yavaş kaybolmaya başladı kuzey ışıkları, biz de hala tam kendimize gelememiş oturduk otobüsteki yerlerimize. Skogafoss Şelalelerine varıp, son molamızı verdiğimizde bu büyülü gösteri yeniden başlamasın mı? Hem de bu sefer şelalenin tam üzerinde! Renkler yine çok yoğundu ve bu sefer bir dans ediyor, bir sanki yağmur gibi aşağı doğru süzülüyorlardı. Bir anda kırmızı renkte ışıklar da belirdi. Kırmızı ve yeşil yanyana sadece birkaç saniye görebildik. Daha sonra yine yanlız yeşil ışıklar kaldı gökyüzünde ve birkaç dakika sonra yine yavaş yavaş kayboldular. Şelalenin güzelliğiyle birleşince iyice büyüleyici bir tecrübeye dönüştü bu gece.

_DSC1035 copy

Reykavik’e vardığımızda geceyarısına geliyordu. Otobüs bizi otelimize bırakırken insanlarla ve rehberimizle vedalaştık. Kuzey Işıklarını bir daha hiç göremeyebileceğimiz ihtimali bir anda gözümüzde büyüdü. Bu nurlu ışığın bir gecede müptelası olmuştuk. Arabamıza atlayıp, son bir ümit şehir ışıklarından uzaklara doğru sürdük. İlk gün altın çember sırasında geldiğimiz Þingvellir‘e gelmek üzereydik ki gökyüzü tekrar dile geldi. Arabayı hemen kenera çekip seyre daldık semayı. Soğuktan titreye titreye gece 3’e kadar ışıkların dansını izledik.
_DSC1082 copy
_DSC1087 copy
_DSC1073 copy
Artık bitkin düşünce yarın Amsterdam’a, işimizin başına, fezadan dünyaya geri ineceğimiz aklımıza geldi. Otele dönüp 2-3 saatlik bol rüyalı kısa bir uykuya daldık ve sabah İzlanda’ya veda etmek üzere havaalanının yolunu tuttuk. Bu kadar kısa zamanda bizi bu kadar etkileyen başka bir yer olmamıştı doğrusu. Gökyüzüyle bakıştık, son kez selamlaştık ve uçağımız havalandı.
İzlanda yazısının birinci bölümü için tıklayın: İzlanda – 1 İzlanda’ya Giriş 101…
İzlanda yazısının ikinci bölümü için tıklayın: İzlanda 2 – 
İzlanda yazısının üçüncü bölümü için tıklayın: İzlanda 3 – Güney Sahili ve Buzullar Diyarı Jokulsarlon
Reklamlar

İzlanda’ya Giriş 101…

Bundan aylar önce Ekim’de 3 günlüğüne İzlanda’ya gelmek üzere bir uçak bileti ve otel ayarlamıştık. Sonunda beklediğimiz an geldi ve uzun zamandır hayalini kurduğumuz geziyi tamamladık. İzlanda hayallerimizin bile ötesinde etkisi altında bıraktı bizleri. Başka bir ülkeye değil de başka bir gezegene gelmiştik sanki.
Bildiğimiz coğrafyalardan çok farklı İzlanda’nın coğrafyası. Diğer kıtalara göre çok daha genç bir yer parçası bu.. Atlas Okyanusu’nun tam ortasında, Kuzey Kutup çizgisinin hemen altındaki volkanik bir ada..
İzlanda bulunduğu kuzey enleme kıyasla ılıman bir iklime sahip, bunun sebebi gulf-stream akıntısı. Ülkede aktif birçok volkan var ve ortalama 2-3 yılda bir, biri muhakkak faaliyete geçiyor. Son yıllarda zaten bir kaç kere haber oldu İzlanda bu volkanlarıyla (Eyjafjallajökull adlı, okunması neredeyse imkansız olan volkanın birkaç sene öncesinde patlayıp Avrupa hava sahasını komple bloke ettiğini hatırlarsınız) ama asıl en büyük iki volkan Hekla ve Katla patlamayalı baya olmus ve eli kulağında diyorlar.

Ülke o kadar enteresan bir yer ki, her yıl yer altı hareketleriyle ve patlayan volkanların taşıdığı küllerle yeniden şekilleniyor. 1970’lerde hemen sahile yakın bir ada oluşuvermiş sıfırdan mesela! Gören balıkçılar ilk ne olduğunu anlayamamışlar da yakınlaştıkça görmüşler ki su altındaki bir volkanik patlama sonucu yavaş yavaş denizin üstüne bir kara parçası yükseliyor! Ada oluştuğundan beri sadece bilim adamlarının belirli dönemlerde adaya girmesine izin veriliyor ve yeni oluşan bir adaya hayatın yavaş yavaş nasıl geldiğini, ilk bakterilerden ilk bitkilere ilk yuva yapan kuşlara kadar, sıfırdan bir doğal hayatın nasıl oluştuğunu öğrenmeye çalışıyorlar.
Adanın nüfusu sadece 300.000 ama büyüklüğü Türkiye’nin yarısı kadar. Nüfus’un büyük çoğunluğu zaten Reykavik’te yaşıyor, geri kalanlar da diğer kıyı şeridinde balıkçılık ya da hayvancılıkla uğraşıyorlar. O kadar güzel ki İzlanda’nın koyunu ve atı! İki cins de safkan, ve Vikinglerin onları getirdiği 11-12. yüzyıldan beri başka hiçbir cinsle karışmamışlar.
Ülkeye farklı tip bir at veya koyun sokmak yasak. Hatta İzlanda’dan dışarıya giden İzlanda atlarını bile hastalık gelir diye bir daha ülkeye geri almıyorlarmış! Geniş gövdeleri ve kısa bacaklarıyla inanılmaz güzellikte İzlanda atları. Uzun kahküllerini attıra attıra yürüyorlar. Koyunlar da uzun uzun tüyleriyle, aylarca tamamen özgürce uçsuz bucaksız çimenlerde besleniyor, sonra Ekim-Kasım gibi toplanıp hem güdülüyor hem de artık o en besili halleriyle kesimhaneye doğru yollanıyorlar. Bizim yediğimiz en iyi kuzu eti kesinlikle İzlanda’dakiydi!
   
Bu kadar felaketler, alev ve buz, başka bir dünyadanmışcasına yer şekilleri, damarlardaki Viking kanı ve savaşlar, çok büyük bir sözlü edebiyata yol açmış. Efsaneler ve hikayeler hala günlük hayatın bir parçası: Elfler, devler, ogrelar, büyücüler.
Çok uzattım biliyorum bu girizgahta, ama heyecanım bitmiyor. Sonuçta bu güzeller güzeli adada biz hayatımızda ilk defa bir gayzer patlamasına şahit olduk, aktif bir volkanın dibine bu kadar yaklaştık, Avrupa’nın en yüksek debili şelalesini gördük, Avrupa’nın en büyük buzulunda buz dağlarının arasında bir bot turu yaptık ve hepsinden ama hepsinden önemlisi Kuzey Işıkları’nı bütün görkemiyle yaşama şansını yakaladık! Detaylar ve Seda’nın diğer inanılmaz resimleri bundan sonraki yazılarda…
İzlanda – 2: Blue Lagoon ve Golden Circle (Mavi Lagün ve Altın Çember)
İzlanda – 3: Güney Sahili ve Buzullar Diyarı Jokulsarlon
İzlanda – 4: Büyük Final Kuzey Işıkları!