Ratatouille: Film ve Ziyafet

Ben Pixar’ın inanılmaz eğlenceli ve iştah açıcı çizgi filmi Ratatouille’i 2007’de sinemada izlemiştim. Filmden çıktığımda karnımın guruldadığını hatırlıyorum. Bir animasyonun yemek gibi 5 boyutlu, bütün duyuları harekete geçiren bir şeyi bu kadar iyi verebildiğine inanamamıştım.

Ratatouille, Gurme fare Remy’nin köyünden çıkıp, bütün zorluklara ve her şeyden öte fare oluşuna rağmen Paris’te hayranı olduğu büyük şef Auguste Gusteau’nun restoranında yemek yapmaya başlamasının ve kendini kabul ettirmesinin, tutkusunun peşinden her şeyi bırakıp koşmasının çok ama çok eğlenceli ve tatlı hikayesi.
Filmin sonlarına doğru bir sahnede, burası bilemiyorum “spoiler” sayılır mı ama, Remy acımasız yemek eleştirmeni Anton Ego için kendine has stiliyle, rustik bir Fransız sebze yemeği olan Ratatouille hazırlıyor. Anton Ego böylesine şık bir restoranda önüne gelen köy yemeğini ağzına koyduğu anda, bu lezzet onu alıp çocukluğuna götürüyor, yemeğe bayılıyor, filmin heyecanı izlemediyseniz kaçmasın diye daha fazla anlatmıyorum. İnanılmaz hoş bir sahne, filme adını veren Ratatouille ise harikulade gözüküyor.

Seda da yazmıştı, bizim evde bu aralar aramızda girdiğimiz bir iddiayı kaybeden bir hafta boyunca yemekleri yapıyor. O hafta sıra bendeydi:) Aynı filmdeki gibi Ratatouille hazırlayıp Seda ile birlikte filmi yemeği yerken izlemeye karar verdim. Başladım araştırmaya. Filmdeki Ratatouille meğer orijinal ratatouille değilmiş. Film için danışmanlık yapan, Kaliforniya’daki French Laundry restoranın usta şefi Thomas Keller’a “Dünyanın en meşhur eleştirmeni restoranınıza gelse ve ona Ratatouille hazırmanız gerekse bunu nasıl yapardınız?” diye sormuslar. O da orijinal tarifi oldukça değiştirerek Confit Byaldi adını verdiği bu alternatif tarifi ve sunumu oluşturmuş. İşin ilginci Confit Byaldi adındaki “Byaldi” bizim güzeller güzeli sebze yemeğimiz imam bayıldıdan geliyormuş! Orijinal Ratatouille oldukça basit bir sebze yemeği, Thomas Keller’ın Confit Byaldisi ise oldukça zahmetli.
Biraz daha araştırınca şef Thomas Keller’ın yorumuyla Ratatouille tarifinin New York Times gazetesinde yayınlandığını gördüm ve orijinal tarif’ten yola çıkarak yemeği yapmaya koyuldum. Tarifin İngilizce orijinalini şu linkte görebilirsiniz:  http://www.nytimes.com/2007/06/13/dining/131rrex.html
Yemeğin orijinal tarifini her zamanki gibi azıcık değiştirdim. Orijinal tarif hem yeşil kabak hem bal kabağı kullanıyor, ben evde olmadığı için bal kabağı yerine havuç kullandım çok da güzel oldu. Orijinal tarif 3 saatten uzun sürüyor ben 2.5 saatte olacak şekilde ayarladım yoksa aç kalacaktık:) işten zaten geç geliyoruz filme başlamamız 9’u buldu yemek 9 buçuk gibi hazırdı.. Lezzeti inanılmaz oldu. Bir sebze yemeği sonuçta, çok daha hızlı bir şekilde yapılabilir ama bu lezzet ve görsellik için biraz zahmet ne yazık ki şart. Filmimizi izlerken yemeğimizi afiyetle yedik ve Seda da ben de çok beğendik. Soldaki resimler filmden, sagdaki resimler ise bizden;)

Bu tecrübe ayrıca hoşumuza gitti, önümüzdeki günlerde birkaç filmi daha konsepte uygun yemekler eşliğinde izlemeye karar verdik! Umarım siz de bu tarifi denersiniz, hoşunuza gideceğinize eminiz. İçinizdeki Remy’i uyandırın…
Reklamlar

Yemek, Filmler ve Gelgitli İştahım…

Amsterdam’da ilk kez bu sene, 18-20 Mart tarihleri arasında “Food Film Festival – Yemek Filmleri Festivali” düzenleniyor ve biz Seda’yla çok önceden yapmış olduğumuz bir plan neticesinde burada olamayacağız!:(
Festival kısa ama harika gözüküyor, belgeseller, filmler, workshop’lar, restoranda özel menüler ve daha neler, neler… Studio K’de gerçekleşecek festivalde dünyanın binbir memleketinden insanın parmağı varmış, sitelerinin yalancısıyım…
Seda bahsetmişti ben bir, bir buçuk aydır biraz naneyim. Midemi mi üşüttüm artık nedir bilmiyorum varsa yoksa sebze meyve, varsa yoksa ızgara… Birazcık enteresan bir şey yemeye göreyim, hemen başlıyor gurultular aşağıdan… Ben ki mutfaktan çıkmazdım, hiç keyfim yok mutfağa giremedim kaç zamandır. Böyle anlarda anlıyor kutsallığını yemeğin insan. O çeşit çeşit taze malzemeyle, özenle hazırlanmış bir tabağa iştahla bakmak, neresinden başlayacağını bilememek, afiyetle mideye indirmek, ardından şöyle bir gerilip bol telveli bir Türk kahvesiyle keyif yapıp “ne harika bir yemekti ya!” deyip eskiden kalma maceraları, hikayeleri dostlarla ve artık tok ve zinde bir kafayla paylaşmak…
Bana bunlar Allah’ın emri gelirdi, hiç sorgulamadan yaşadığım güzel hayat buydu… Yahu ne kadar özel birşeymiş iştah, sağlık, yiyebilmek vs… Neyse ki artık ufaktan atlatıyorum da sahalara geri dönmek için düz koşulara başladım. Mutfak da beni özledi hissediyorum…
Yemek filmlerine biz de bu son bir iki ayda sarmıştık Seda ile.. Artık belki iştahım açılır diye mi düşünmüştük nedir, epey de araştırmıştık en iyi yemek filmleri nelerdir diye ve birkaçını da izlemiştik.. Daha önce izlemediğime şaşırdığım film “Big Night – Büyük Gece” oldu. İnanılmaz iştah açıcı bir film. Biz zaten Seda ile İtalyan mutfağına bayılırız. Amerika’da göçmen olarak yaşayan ve bir restoranı zar zor ayakta tutma mücadelesi veren iki kardeş Primo ve Secondo’nun hikayesi bu. Filmde yemeğe karşı olağanüstü bir tutku var; ağız sulandırıcı sahnelerle dolu; iki zıt kardeşin hikayesi de çok gerçekçi ve içten… İzlemeyen herkese tavsiye olunur.
Baktım festivalin programında Big Night yoktu:) ama iştah açıcı ve keşfedilmeyi bekleyen onlarca başka film vardı.. Bu sene kaçırdık ama seneye buralarda olursak kesin gideceğiz… Bence siz bu haftasonu Amsterdam’daysanız kaçırmayın.
http://www.foodfilmfestival.nl
H.

Rotterdam Kitap Festivali

 

Cuma günü sonunda kısa dönem askerliğimin başvurusunu yapmak üzere Rotterdam’daki Türkiye Konsolosluğunun yolunu tuttum. Seda da internette Rotterdam’da bir kitap festivali olduğunu duymuş, işlerini de ayarlamış, ben de geleceğim dedi.
Beni sabah erkenden konsolosluğa bırakıp Ahoy, Rotterdam’daki devasa kongre/konser salonu, yoluna koyuldu.
Öğlen benim konsolosluktaki işim bitmişti… Seda’yı aradım, geldi beni aldı, Amsterdam’a doğru yola koyulduk. Yolda kitap fuarını anlata anlata bitiremiyordu. 2-3 saatte 10’a yakın kitap almış, İngilizce de bir çok kitap varmış, kesin beraber tekrar gitmemiz lazım dedi.
Cumartesi sabahı kalktık, kahvaltımızı yapıyoruz. Karım nasıl doyamamışsa kitap fuarına iki lafından biri Rotterdam oluyor, hadi dedim kalk gidiyoruz o zaman. Atladık arabaya tekrar Rotterdam’ın yolunu tuttuk. Yaklaşık bir saat sonra Ahoy’a varmıştık. Otopark 11 Euro, biraz kitapsevere ayıp etmişler dedim:) Ama içeri girince fikrim değişti… Devasa bir alan yüzlerce insan kitapları inceliyor, bir kenarda okuyor, sepetine atıyor… Sepet demişken Seda bir gün önceden tecrübeli olduğu için biz de yanımızda bildiğiniz pazar çantasıyla gittik. O kadar güzel kitaplar o kadar olmayacak fiyatlaraydı ki, bayıldık! Her türlü roman ve öykü kitaplarından, dev atlaslara, prestij fotoğraf kitaplarına, okul ders kitaplarına… Neler var neler…
 
Hiç fark etmeden 4 saat kadar gezmişiz. Toplam 52 kitap aldık. En az 10-15 tanesi yemek kitabı tabii… Her şey hakkında yemek kitabım oldu artık, kocaman kuşe kâğıda, dünyanın her yöresinden, her mutfağından lezzetler var. Pazar çantamız yetmedi, bir de sırt çantamıza doldurduk kalanları ve evimizin yolunu tuttuk. Eve gelince içerideki odada çok fazla kullanmadığımız bir kitaplığı boşaltıp salona getirdik. İki günde aldığımız kitaplarla neredeyse tamamı doldu:) Şimdi hayran hayran yeni kitaplarımıza bakıyoruz, teker teker indirip göz gezdiriyoruz, ilk hangisinden başlasak sonra neye atlasak kestirmeye çalışıyoruz. Çok iyi oldu bu iş. Sürekli geziyormuş bu kitap fuarı, Hollanda ya da Belçika’ya yolu düşen nereden geçiyor bir baksın derim.
http://www.boekenfestijn.com/ 
H.

 

The Kitchen Crashers: Seda ve Hakan’ın mutfak ve fotoğraf maceraları…

Uzun zamandır yemek ve fotoğraf maceralarımızı anlatacağımız bir blog yazmayı tasarlıyorduk.. Gün bugündür! Şimdi başlıyoruz..
Bu blog aslında bizim görsel hafızamız olacak.. Yemek yapmak ve fotoğraf çekmek konusunda biz kendimizi geliştirmeye çalışırken yaşadıklarımızı, tecrübelerimizi, maceralarımızı blogumuzda anlatmaya gayret edeceğiz.
Eğer siz de yorumlar yazar, bize yeni tarifler yollar, bir fotoğrafı nasıl daha iyileştirebileceğimiz konusunda bize fikirler verir, beğendiklerinizi ve beğenmediklerinizi bizimle paylaşırsanız şahane olur!! Biz blog dünyasının iki çömezi, yorumlarınızı bekliyoruz:)